Rumuz:   Şifre:   

FELSEFE | SİYASET | SANAT | YAŞAM

HASAT.ORG > Komünizm > Balon 396 kez görüntülendi. Paylaş
    RIFKI 15-02-2009 22:56     #1/1    
        İnsanoğlu sürekli bir evrim aşamasından diğerine adım atarak kendini geliştirmiş, doğa ve coğrafi faktörler insanların sosyal varoluş bilinçlerini belirlemiştir. Ve ilkel kabilelerden bugünkü anlaşılamaz piyasa ekonomilerine gelinmiştir. Fakat bu evrimin sosyal bir yapısını teşkil etmektedir. Evrim bireye indirgendiğinde çok farklı bir durum ortaya çıkmaktadır. Örneğin ben küçükken balon denildiğinde, bulaşık suyuna arkası kesilmiş süzgeci bandırarak üfleme aracılığı ile süzgecin ucundan çıkan küre şeklindeki bir geometrik şekil ifade edilmekteydi. Sözünü ettiğimiz dönemlerimde ufacık bir nefes aralığı ile kocaman bir balonun oluşmasına asla akıl sır erdiremedim. Fakat aldığımız pozitif eğitim sayesinde bunu anlayabildim. Fakat bugünlerde de, o ufak çocuk gibi anlayamadığım ve bence kimsenin de anlayamadığı bir terim dolaşır oldu ortalıklarda '’Balon''. Daha hala anlayamasam da anladığım kadarı ile sizlere de aktarmak isterim.
        Balon, iktisatçıların amiyane tabiri ile bir metaya piyasa ajanları(FBI değil piyasa katılımcıları)  tarafından kendi değerinden hatırı sayılır bir oranda yükseltilmesi demektir. Yani piyasa katılımcıları neo-klasik anlamda değeri olmayan bir mala gayet yüksek bir talep göstererek bu mal aracılığı ile  servet artırma ihtiyaçlarını sağlamak isteyebilirler, bu istek ise servet biriktirme aracı olan malın fiyatını anlamsız boyutlarda artırabilir. Örneğin piyasa aktörlerinin don lastiğinin fiyatının çok fazla artacağına dair bir beklenti içindeler ise ya da böyle bir beklenti oluşturuldu ise, don lastiğinin fiyatında artan yüksek taleple birlikte bir artış gerçekleşecektir. Ama o hala don lastiğidir. Değersiz olduğu er geç anlaşılacak ve balon patlayacaktır. İktisada giriş dersi terimleriyle don lastiği fiyatı tekrar piyasa tarafından belirlenen fiyata inecek ve doğal değerine ulaşacaktır. Fakat bu aşağıya inişte tüm birikimlerini don lastiğine yatırmış olan teyze, küçük üretici, emeklilik fonları ve daha niceleri batacaktır. Ve don lastiği piyasasında başlayan bu daralma domino taşı serisi gibi tüm piyasaları dolaşıp uluslararası finans sistemi aracılığı ile çevredeki ülkelere de yansıyacaktır. Kısacası balon patlayacak ve hesaplanamayan kayıplar ortaya çıkacaktır.
        Peki, şu anda dünyamızın başına musallat olan bu krizle ne gibi bir ilgisi var bu balon tanımının. Günümüzde ki finansal krizi anlayabilmek için önce kapitalizmin temeline inmemiz gerekmektedir. Bunun sebebi ise şu anki krizin kapitalizmin dönemsel krizlerinden birinin olması yani kapitalizmin bir krizi olmasıdır. Kapitalizm emeğe ücret adı altında fiyat biçerek metalaştırır ve bunu ‘’Özgür’’ işçilerden satın alır. Emek ise üretim sürecine dâhil edildikten sonra dâhil edilen emeğin miktarı önemli olmamakla birlikte dâhil olunan emeğin üzerinde bir değer yaratır fakat bu nicel emek değerin tanımıdır ve nicel emeğin değeri ölçülememektedir. Biz buradan sonra emeğin nitel değerini göz önüne alarak hareket edeceğiz. Bir ürünün üretimi için, vasıfsız işgücü temeline dayanan, sosyal olarak gerekli emek zamanı belirlenmektedir. Örneğin  ‘’bir masa sosyal olarak gerekli 6 saatlik işgücü aracılığı ile üretilmektedir’’ cümlesinden biz her zaman bir işçinin hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan sosyal ve iktisadi malları elde edebilmesi ve üretim sürecinin devam edebilmesi için gereken gelecekteki işçileri(çocuklarını) de üretim sürecine dâhil edebilmesi için gerekli olan mallara ulaşması için gerekli olan çalışma süresinde üretilen masa olarak anlamalıyız. İşçinin ücretlendirilen emeği sadece bu kısımdan oluşmaktadır. Fakat üretime soktuğu süre 6 saat değil 12 saattir. İşçinin 6 saat olarak ücretlendirildiği ücret ile 12 saatte çalışarak yarattığı değer arasında bir fark vardır ve bu fark da Marks’ın bize kazandırdığı artı-değer terimidir. Sermaye karını bu artı-değer üzerinden eder ve genişlemesini de bu farkı sömürerek elde eder.
Peki, sermaye 12 saatte yaratılan ve bu kıstasa göre fiyatlandırılan ürünü 6 saatlik ücret alan birine nasıl satacaktır. İşte burada bir kopma yaşanmaktadır. Ve buna Marks ‘’eksik tüketim’’ krizi demektedir. Talebin daralmasıyla fiyatların oldukça aşağı inmesi ve aşağıya inen fiyatlarla birlikte, ücretlerin de inmesi ile derinleşen bir krizdir. 1929 büyük buhranı bu koşullarda gerçekleşen bir krizdir ve hükümet harcamalarının toplaştırılmış talep üzerindeki genişletici etkisini keşfeden Keynes ve onun doğrultusunda izlenen Keynesyen politikalar sayesinde bu kriz aşılmıştır. Günümüzdeki kriz de esasında bir eksik tüketim-atıl üretim krizidir.
        Özellikle S.S.C.B.’nin çözülme sürecinin başlaması ile feryatları göklere varan neo-liberal hegemonyanın gerek akademide gerek uluslar arası siyaset alanında baş göstermesi ile birlikte ‘’refah-devleti’’ kapitalizmi anlayışının ortadan kalkması üzerine dünya ekonomik modelinde yapısal-değişim süreci başlamıştır. Bu değişimin ekonomi politikaları ayağında ise özelleştirmeler, fiyat kontrol politikalarının kaldırılması, ekonomide tam serbestleşme parolası hâkim konuma gelmiştir ve piyasanın yıkıcılığı üzerindeki tüm engellerin ortadan kaldırılması bilimsel bir gerçek gibi halkların önüne sunulmuştur. Adımları Bretton-Woods sisteminde atılmaya başlanan küreselleşme de bu serbestlik parolası çerçevesinde ‘’Tarihin Sonu’’ olarak gösterilmiştir. Bu serbestleşme, kapitalizmi tekrar eksik tüketim-atıl üretim krizi ile uğraşmaya itmiştir.
        Bu tarihsel çerçevede A.B.D.’nin dolar hegemonyasını da es geçmemek gerekir. İkinci Sömürge Savaşından sonra, yeniden yapılandırma döneminden uluslar arası ticarette bir düzen yaratmak amacı ile altına bağlı bir döviz kuru temelinde uluslar arası döviz sabiti Bretton-Woods anlaşmasında öngörülmüştür. Buna göre Amerikan doları belirli miktarda altına bağlanmış ve Federal Reserves(Amerikan merkez bankası) bir dolar getirene belirlenen miktarda altını ödeme garantisini vermiştir. Ve tüm para birimleri dolara, dolar da altına sabitlenerek, bir uluslar arası döviz kuru oluşturulmuştur. Ve bu döviz kurunu koruması ve uluslar arası ticareti dengede tutması için I.M.F. kurulmuştur. Ve Dolar dünya çapında değeri sabit bir para birimi olarak belirlendi. Sonuç olarak bu durumda A.B.D.’ye sınırsız bir senyoraj hakkı tanıdı. Amerika’nın artan cari açıkları bu sonsuz emisyon gücüyle karşılandı ve doların hegemonyası Amerika’nın Vietnam Savaşını finanse etmesini, deniz aşırı ülkelerdeki üslerini finanse etmesini sağladığı gibi ülke içindeki yüksek harcama düzeyi de bu şekilde pompalandı.
      İşte anahtar kelimemizi daha demin telaffuz etmiş bulunduk ‘’pompalamak’’. A.B.D.’nin artan dış ticaret açıkları Bretton-Woods sisteminin terk edilmesi ile birlikte doların değerinde bir düşüşe sebebiyet vermiştir. Ve artık bu düşüş artan tüketimi pompalayamaz hale gelmiştir. Peki, bu konuda son on yılda türetilen çözüm ne olabilirdi? Tabi ki kredilendirme yolu ile hane halkının gelirini artırmak.  Bu kredilere en büyük örnek NINJA(no income, no job, no asset) kredileri ve teknoloji piyasalarında gerçekleşen durgunluğu inşaat sektöründe canlandırmak niyetiyle ortaya atılan düşük faizli mortgage kredileridir. Bu tür krediler, kredileri eşik altı değere itmiş ve kredilerin geri dönmesini zorlaştırmıştır, dolayısıyla risk artmıştır. Fakat yine bu mükemmel finans sisteminin buna karşı mükemmel bir çözümü vardı: menkulleştirme. Menkulleştirme yöntemi, bu tür kredilerin menkul kıymete dönüştürülüp krediyi veren finans kuruluşunun bu menkul kıymetleri sanki bir hisse senedi gibi finans piyasasına sürmesi anlamına gelmektedir. Bu yöntemle krediyi sağlayan aracı kuruluş hem kredinin geri dönmeme riskini bu ipotekli hisseler sayesinde bir başkasına devrediyor hem de uzun vade de gelmesi beklenen nakit değeri bugünden elde etmiş bulunuyordu. Yani kredilendirme süreci  ‘’al-tut’’dan ‘’ver-kurtul’’a dönmüştür. Peki, bu eşik-altı kredileri müşteriler nasıl olurda alıyorlardı? İşte burada kredi derecelendirme kuruluşlarının bu menkul değerlere AAA notu vermesi oldukça etkiliydi. Eşik altı kredilerin hepsi ipotekli olduğu için kredi ödenmese bile elde bulunan ipotekli malın satılması ile bu kredinin geri dönüşü sağlanabilirdi ve bu yüzden kredi derecelendirme kuruluşları bunları risksiz krediler gibi gördü ve notunu esirgemedi. Dolayısıyla bu menkul değerler risksiz bir hal alıp piyasada olağan üstü talep gördü. Fakat hala sorun vardı. İpotekli malların değerleri acaba kredilerdeki miktarlar kadar var mıydı? Piyasa aktörlerine göre ipotekli malların değerleri, ipotekli kredilerin üzerinde yazılı olan değerden daha fazla idi. Ve bu menkul değerler kredi miktarının üzerinde alınıp satılmaya başlandı ve başa döndük balon oluştu.
          Finans piyasasındaki bu değerlenmeler ipotekli malların değerini de arttırmış göründü ve bu artış kredi borçlusuna kredi miktarını arttırıp daha fazla borçlanma yolunu açtı. Buna da tüketimin pompalanması için göz yumuldu. Fakat bu eşik altı kredilerin geri dönmemeye başlaması, ipotekli malların satımına yol açtı. Fakat bu satım sürecinde ipotekli malların değerinin puldan biraz daha yüksek olduğu anlaşılınca balon patladı. İpotekli kredilerin hisselerini ellerinde tutanların, bunların değerinin olmadığını anlaması finansal bir panik yarattı ve bu panik bu hisseleri ellerinde tutan ve uzun vadede işlem yapan emeklilik fonları, hayat sigortaları gibi firmaları etkilediği gibi uzun vadede yatırım yapmak isteyen vatandaşları da büyük bir şekilde etkilemiştir. Ve bu finansal panik dünya piyasalarını da tetikleyerek A.B.D.’ye selam vermiş olanları bile etkilemiştir.
                Özetlemek gerekirse bu krizin asıl sorumlusu kapitalizmdir. Nedeni ise artı değer sömürüsüne bağlı olarak sermayenin genişlemesi ve bu genişlemeye talebin düşük ücret seviyesi yüzünden eşlik edememesi yani eksik tüketimdir. Televizyonlarda boy gösteren gevrek iktisatçıların deyimi ile sadece balon değil bu balonu eksik tüketimi finanse etmek için yaratan kapitalizmdir. İşte başlangıçta söylediğim gibi bulaşık suyuyla şişirdiğim balonun nasıl şiştiğini anlayamadığım gibi bu durumu da anlamamız biraz zaman alacak fakat sonuçları bulaşık suyundan yaptığım balonun patlamasından daha büyük sonuçlar doğuracağından eminim…

[size=2>RIFKI[/size>
     
Sayfalar: [1]
Benzer Konular:
1. balon patlatmak
2. Balon


hasat.org SIFIR Forum * Felsefe * Siyaset * Kültür Forumları sitesidir