|
İnanış belli bir önermenin ilgili birey veya bireylerce kabul edilişini ifade eder. Bir şeyin olgusal olarak doğru olduğuna ilişkin daha kişisel ve duygusal boyutlu inanışlara da kanı (opinion) denilmektedir. Duygusal boyutu belirgin, ilgili olduğu nesneye (kişiye, olaya veya gruba) belli bir değer biçen ve görece zor değişen kanılar ise tutumlar olarak adlandırılmaktadır. Başka deyişle, tutum, bir nesneye yönelik olarak kalıplaşarak depolanmış değer-biçici bir tür kanıdır ve herbirinin olumlu (olumlayıcı) ya da olumsuz (olumsuzlayıcı) olmak üzere bir yönü ve bir şiddeti olan üç vektörü vardır: (I) duygusal, (II) bilişsel ve (III) davranışsal (eylemsel). Bir nesneye ilişkin olarak bir kişinin global tutumu, birbiriyle bağdaşır olması gerekmeyen bu üç vektörün bileşkesidir. Tutumları oluştururken insan zihni bazı temel eğilimleri doğrultusunda bir takım işlemler yapar. Bunların en başlıcaları genelleme, daha yapılanmış bir genelleme türü olarak kategorizasyon ve aşırı-kategorize edilmiş, kalıplaşmış kavramlar olarak stereotipler oluşturma ya da stereotiplemedir. Sosyal psikolojide önyargı (prejudice) belli bir gruba ilişkin yanlış ve eksik bilgilenişten kaynaklanan bazı genellemelere, stereotiplemelere dayalı ve yeni bilgiler ve anlayışlarla karşılaştığında değişmeye açık olmayan olumsuz (veya düşmanca) bir tutum olarak tanımlanmaktadır.
Önyargıların oluşmasında ve sürüp gitmesinde rol oynayan fenomenleri şöyle özetleyebiliriz:
1. Birçok sosyal psikolojik çalışmanın gösterdiğine göre insan zihni tutucu olmaya eğilimlidir. Yani, halihazırda varolan bilgi, inanış, kanı, tutum ve hipotezlerini olduğu gibi korumaya çalışır. Bu nedenle, bunları değiştirmesini gerektirebilecek yeni bilgi ve gözlemlere karşı bir dizi savunucu (savuşturucu) işleme başvurur. Örneğin, yargılamamızı kolaylaştırma ve beklentilerimizi biçimlendirme işlevleri olan bazı kolay başvurulur kategorileri yargılar oluştururken çoğu kez aşırı bir şekilde kullanırız. Stereotiplerimiz, bunları doğrulamak amacıyla kullanmak istediğimiz bilgileri çarpıtır. Yanılsamalı ilişkilendirme (illusory correlation) etkisi ile gerçekte varolmayan ama olması gerektiğine inandığımız bağlantıları “görürüz.” Örneğin, bazı araştırmalara göre kişilerin çoğunluğu, HIV virüsü kapma riski heteroseksüel erkek ve kadınlardan daha düşük olan lezbiyenlerin, onlar da eşcinsel olduğuna göre, bu virüsü kapmak bakımından yüksek risk altında oldukları kanısını taşımaktadır. Toplum genelinde ve bazı ruh sağlığı profesyonellerindeki kanının aksine eşcinsellik ile transseksüalizm veya transvestik davranış birbirinin uzantısı, örneğin transseksüalizm eşcinselliğin daha aşırı bir şekli değildir. Bunlar ayrı düzlemlere ait fenomenlerdir.
2. Bireyler, bir nesneye ilişkin olarak çelişik veya birbirini tutmayan bilişleri olduğunda bu bilişsel uyuşmazlık (cognitif dissonance) halinden rahatsız olduklarından bunu azaltmak için bir dizi manevraya başvurmaktadır. Bunu yaparken bütün zihinsel yapılanışlarını gözden geçirip yeniden kurmak yerine, daha kolay olduğu için, genellikle, önceden varolan ve kullanageldikleri bilişlerle (kanı, tutum ve önyargılarla) uyuşur hale getirmek için gelen yeni bilgiyi, nesnel dünyayı çarpıtarak sansürler ya da deforme ederler. Yani, insanlar önyargılarına ters düşen şeyleri duyup bundan rahatsız edilmek istemezler ve bunun için önyargılarını korumak üzere çeşitli kendini-haklı-çıkarma yollarına başvururlar. Zaten-böyle-olduğunu-biliyordum etkisi (“ampul yanma”, hind-sight yanılsaması), edimci-gözlemci yanlılığı, egosantrik ve kendini kayırıcı yanlılık, doğrulama yanlılığı (confirmation bias) ve insan belleğinin yeniden-kurucu (reconstructive) özelliği gibi fenomenler bu işlevi görür. 3. Tutum ve önyargıların birer buluşsal (heuristic) olarak kullanılmaları da bunların pekişmesine katkı yapar. Buluşsal, bir sorunu çözmeye (veya birşeyi bulup çıkarmaya) yaraması için başvurulan basit, çoğu kez sadece yaklaşık ve genel-geçer bir kural, strateji veya araçtır. Tutumsal buluşsallar sıkça kullanılır. Burada kişi, bir sorunu (örneğin bir nesneye ilişkin olarak karşılaştığı bilişsel çelişkiyi) çözmek için heybesindeki tutumu veya önyargıyı bir buluşsal gibi kullanır. Daha rasyonel bilişsel stratejiler yerine böyle buluşsallara başvurmamızın nedenleri arasında bunun kolaylığı, çabukluğu ve pek az yeni bilgi-işlem gerektirmesi ve bu yolla varacağımız sonucun bizim açımızdan pek önemli olmayışı yer alır. Tutumsal buluşsalların kullanılışıyla ilgili diğer fenomenler arasında hale etkisi (halo effect) ve yanlış uzlaşım (konsensus) etkisi sayılabilir.
4. Farklı insan gruplarına yönelik önyargıları besleyen ve sıkça başvurulan bir kategorizasyon, insanları birbirini dışlayan iki kümeye bölmektir: Bizden (benim grubumdan) olanlar ve bizden olmayanlar (ötekiler). Ayrımcılığı kolaylaştıran ve bireyleri iki gruptan birine ait olmaya zorlayan bu olgunun sonuçları arasında “benim-için-hepsi-birbirinin-aynı” etkisi de yer almaktadır. Bu grup-içi/grup-dışı kategorizasyonu kişilerin insani fenomenleri değişik dereceleri olan bir kontiunum üzerinde kavramalarını zorlaştırmaktadır. Örneğin, birçok heteroseksüel ve eşcinsel yönelimli bireyde gözlenen biseksüalitenin varlığını tanımama tutumu bununla ilgilidir.
5. İnsan zihninin bir özelliği de gözlenen tüm olaylara bir neden atfetme (attribution) fenomenidir. Yani, kişiler olaylara ilişkin, bir çok zaman keyfi veya irrasyonel de olsalar (hiç olmazsa belli bir süre) işe yaradıklarından gereksinilir. Kişilerin hazırda varolan önyargılarıyla uyuşan (ve bunları pekiştiren) nedensel atıflar yaptığı gözlenmiştir. Böylece önyargı ve nedensel atıflar birbirini besleyerek bir kısır-döngü ya da güçlenici spiral yaratırlar. Önyargıyı hem besleyen hem de onun bir sonucu olan ilgili bir diğer fenomen de kendini-gerçekleyen öngörü ya da “inanışın gerçekliği yaratma etkisi”dir. Buna göre bazı insanlara ilişkin yanlış stereotiplerimiz ve önyargılarımızın etkisiyle yaptığımız (veya yapmadığımız) şeyler bu insanları bizim önyargılarımıza uygun düşecek şekilde davranmaya yöneltebilir. O zaman da “gördünüz mü? Ben dememiş miydim?” diyerek önyargılı kişi kendini haklı çıkarmayı becerecektir. Önyargıya maruz kalan kişilerde bu etkinin oluşmasına neden olan birçok sosyal psikolojik olay tanımlanmıştır (örneğin, self-attribution ve aşağıda ele alınan toplumsal uyumsama).
6. Varolan toplumsal normlara, örtük ideolojilere ve dayatılan rollere uyumsama (conformity) gereksinimi önyargıları besleyen büyük bir kaynaktır. Bu, hem önyargılı çoğunluğa (egemen gruba) uyumsama yoluyla yeni önyargılı bireylerin peydah olmasına katkı yapar, hem de önyargılı işleme tabi tutulan bazı bireylerin kendilerine atfedilen (dayatılan) stereotipik özelllikleri içselleştirerek benimsemeleri yoluyla önyargılılar için daha çok sayıda “doğrulayıcı” örnekler olmalarına yol açar. Bu etki, kadınlar, siyahlar, yahudiler ve eşcinsel kişilerde gösterilmiştir. Ayrıca, önyargılı çoğunluğun stereotiplerine uyan kişilerin grup-içi/grup-dışı etkisi uyarınca daha çok (ama ikinci dereceden bir) kabul gördüklerinden aynı durumdaki modellerin çoğunu bunlar oluşturur.
7. Önyargıları besleyen diğer kaynaklar arasında yer değiştirmiş saldırganlık (günah keçisi etkisi), bazı kişilik özellikleri, bireylerdeki statü ve güç gereksinimi, önyargılı ve stereotipleyici çocuk yetiştirme ve eğitim ve önyargıları kurumsallaştıran medya da yer alır.
Değişik insan gruplarına yönelik önyargıları adlandırırken bazen anti-önekinden yararlanılmakta (örneğin antisemitizm, anti-homoseksüel yanlılık); bazen de fobi sonekine başvurulmaktadır. Örneğin, türkofobi Türklere yönelik olarak korku, nefret, aşağılama ve düşmanlık gibi duygu, biliş ve davranışlarla kendini belli eden bir önyargıyı ifade eder. Homofobi de eşcinselliğe ve eşcinsellere yönelik benzer bir olumsuz tutum, önyargı anlamındadır. Bunu klinik fobilerle karıştırmamak gerekir. Ancak, homofobinin aşağıda değinilecek olan çeşitli klinik sonuçları olabilmektedir.
Eşcinselliğin ve biseksüelliğin önlenmesi, engellenmesi, kaçınılması ya da tedavi edilmesi gereken bir ahlak düşüklüğü, günah, illegal bir edim, sapıklık veya sapkınlık, hastalık veya bozukluk olarak değerlendirilmesi ile insan cinsel yöneliminin olağan bir varyantı ya da alternatif (ve kendi başına olumlu ya da olumsuz bir yüklülüğü, örneğin patolojik olma yüklülüğü olmayan) bir cinsel yönelim örüntüsü olarak değerlendirilmesi arasında büyük tutumsal, etik ve ideolojik farklar vardır. Bu farklar, çoğunluğa göre azınlıklara, bireye, bireysel hak, özgürlük ve farklılıklara yapılan vurgulardaki, ayrıca, insani farklılıklara gösterilen hoşgörü düzeyi ile stereotipik ve önyargılı (tutucu) düşünme eğilimleri arasındaki farklılıkları içerir.
Sinan Düzyürek - Psikiyatrist |
|
homofobigin homofobikligi yuzune vuruldugunda aliniyor
irkcilarin da irkciliklari yuzlerine vuruldugunda alinirlar genelde
dislayici - otekilestirici tutumlarinin sacmaligi uzerinde degil, bu sacmaliklari dillendirdiklerinde karsilastiklari tepki ile ilgilenirler daha cok bu dislayici tutumlarina masumiyet kilifi giydirme amacli olarak `fasistsin sen en fasist sensin` lafini dillerine dolar, kendilerine savunma kalkani ormeye calisirlar
yukarida alintilanan yazida bu tutum cok net bir bicimde ozetlenmistir:
"Eşcinselliğin ve biseksüelliğin önlenmesi, engellenmesi, kaçınılması ya da tedavi edilmesi gereken bir ahlak düşüklüğü, günah, illegal bir edim, sapıklık veya sapkınlık, hastalık veya bozukluk olarak değerlendirilmesi ile insan cinsel yöneliminin olağan bir varyantı ya da alternatif (ve kendi başına olumlu ya da olumsuz bir yüklülüğü, örneğin patolojik olma yüklülüğü olmayan) bir cinsel yönelim örüntüsü olarak değerlendirilmesi arasında büyük tutumsal, etik ve ideolojik farklar vardır. Bu farklar, çoğunluğa göre azınlıklara, bireye, bireysel hak, özgürlük ve farklılıklara yapılan vurgulardaki, ayrıca, insani farklılıklara gösterilen hoşgörü düzeyi ile stereotipik ve önyargılı (tutucu) düşünme eğilimleri arasındaki farklılıkları içerir. "
|