Rumuz:   Şifre:   

FELSEFE | SİYASET | SANAT | YAŞAM

HASAT.ORG > Tarih > Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Kürtler, İsyanları 102 kez görüntülendi. Paylaş
    Umay Kağan 02-11-2004 21:01     #1/66    

1960 sonrası mevcut değildir...
    DeRiN 02-11-2004 21:12     #2/66    
İsyan için illa dış güçlerin yardımı gerekmiomuş ...
    subcomandante 02-11-2004 21:21     #3/66    
cumhuriyet sonrası bir kaç kürt isyanı da ben ekliyeyim...


Koçgiri  1921-1924 lideri Alişan Bey
bir kaynak

Dersim 1937 lideri Seyit Rıza


Dersim İsyanı
türkiye cumhuriyeti tarihinin en kanli sayfalarini olusturan uzun süreli bir kürt direnis hareketidir. dersim bölgesi uzun yillar boyunca devletin otoritesini kabul ettirtemedigi buradaki asiretlere ve yurtseverlere söz geciremedigi bir alan konumundaydi. tc, tunceli kanunu ile basladigi bu bölgeye otoritesini tasima hareketini, bölgeye cesitli karakollar kurma ile devam ettirdi. devlet baska bölgelerde tecrübe sahibi askeri birliklerle katliamciligi ile ünlü vali abdullah alpdogan’i askeri vali olarak bölgeye atar. bu atanmayla birlikte bölgede provakatif faaliyetler de baslar. 21 mart 1937 tarihinde baslayan direnis, 5 eylül 1937’de direnis lideri seyit riza’nin devlet güclerine esir düsmesiyle sona erer. her olayda oldugu gibi provakatif hareket ve komplolarini burada da uygulayan deevlet, hareketi iceriden bölme yoluna gider. devlet, direnisci milisleri ve hareker icinden bazi kisileri satin alir. seyit riza’nin yageni reyber, hareketin önderlerinden olan aliser ve esi zrife’yi tuzaga düsürerek baslarini kesip devlet komutanlarina teslim eder. mustafa kemal komutanlarina verdigi bir emirle “burada öyle bir katliam yapin ki 50 sene kimse konusamasin!” der.

seyit riza’nin tutuklanmasi ve devletin bölgedeki basarisini göstermek icin, mustafa kemal bu bölgede bir köprünün acilisini yapmak üzere bölgeye gitmeye karar verir. bu haberi duyan halk, seyit riza’nin affedilmesi icin mustafa kemal ile görüsme karari alir. bunun haberini alan mustafa kemal hemen adamlarini seyit riza’nin asilmasi konusunda görevlendirir. tatil günü olmasina ragmen bu karari uygulayacak savci bulunur ve idam gerceklestirilir. idami uygulamakla görevlendirilenlerden biri olan ihsan sabri caglayangil olayi söyle anlatiyor: “1937 yilinda resmi tatil cumartesi ögleden sonra atatürk pazartesi elazig’a gelecek. bizden istenenler” asilacak asilsin ve atatürk’ün karsina beyaz donlular (kürtlerin milli kiyafetleri) ciktigi zaman is isten gecmis olsun.

savciya gittim. durumu kendisine anlattim. bu konuda adalet bakanligindan sifre aldigini ama mahkemelerin cumartesi günü kapali oldugunu, tatilde ise sonuc almanin mümkün olmadigini bana bildirdi ve ekledi: “ben de mahkemeleri etkileyemem”

oysa biz, mahkemenin kararini atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiginde seyit riza meselesinin kapanmis olmasini istiyorduk. bunu halletmek icin hükümet tarafindan gönderilmistim. savci yaardimcisi hukuktan sinif arkadasimdi. bana “sen valiye söyle bu savci rapor alsin gitsin, ben senin istedigini yaparim” dedi. biz mahkemenin tatil günü islemesini ve alinacak kararin infazini istiyorduk.

savci rapor aldi. arkadasim, vakil olarak savcinin yerine gecti. mahkeme hakimi’ni evinde buldum. gittigimde mahkemenin aldigi karari yaziyordu. hakim ile konustuk. kendisi karari daktiloya cakmekle mesguldü. devir chp devri, herkes cakiniyor. hakim bana: „cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi mahkemeyi toplar, karari veririz. sali günü de idam hükümlerini yerine getiririz.“ dedi. o zaman dördüncü bölgede temyiz hakki yok. abdullah pasa sikiyönetim komutani olarak tastik edecek. o da „yukaridaki karar tastik olunur“ demis, basmis bos kagida imzasini.

hakim’e dedikki, bu deedigimiz gün atatürk geliyor. maksat hasil olmuyor ki. hakim: “baskaca bir sey yapilmaz.” diyerek kesip atti. bende kendilerine sordum; sizin saat 17’den sonra davaya devam ettiginiz olmuyormu? “ooo cok oluyor, gün oluyorki dokuzlara kadar calisiyoruz. “cevabini verdi.eee sondan bes ihlal ediyorsunuz da, bastan bes ihlal etseniz olmuyor mu? yani pazar aksami sahurdan sonra mahkemeyi acariz. pazartesi saat yirmidört’te basliyor basliyor dedim. hakim, “elektrikler kesiliyor.” dedi. ona da care bulduk. otomobil farlari ile hapishaneyi aydinlatiriz. halk evine lüküsler koyariz.

ceza infaz kanunu, her asilanin ayri bir yerde asilmasini, asilanlarin birbirlerini görmemesini emrediyordu. bu sarti da yerine getirmeye calistik. her meydanda dört sehpa kurduk. vali de bir cingene cellat buldu. gece 12’de hapishaneye gittik. farlarla cevreyi aydinlattik. mahkemenin 72 sanigi vardi. cingene de geldi. adam basina on lira istedi, „peki“ dedik. saniklar türkcee bilmiyor. mahkeme karari aciklandi. yedi kisi idam cezasina carptirilmis, saniklardan bazilari beraat etmis, bazilarida cesitli hapis cezalari almisti. kararlar okununca hakim, ilamda idam lafini kullanmadigi ve ölüm cezasina carptirilmaktan bahsettigi icin verilen hükmü iyi anlamadilar. “idam tünne” diye vaveyler koptu.

biz seyit riza’yi aldik. otomobilde benimle polis müdürü ibrahim’in arasina oturdu. jeep jandarma karakolunun yanindaki meydanda durdu. seyit riza sehpalari görünce durumu anladi. “asacaksiniz” dedi ve bana döndü:”sen ankaradan beni asmak icin mi geldin? bakistik. ilk kez idam edilecek bir adamla yüz yüze geliyorum. bana güldü.

savci, namaz kilip kilmiyacagini sordu. istemedi. son sözünü sorduk. “kirk liram ve saatim var, ogluma verirsiniz” dedi. bu sirada, findik hafiz asiliyordu. asarken iki kez ipi koptu. ben findik hafiz asilirken seyit riza görmesin diye pencerenin önünde durdum. findik hafiz’in idami bitti. seyit riza’yi meydana cikarttik. hava soguktu ve etraftakimseler yoktu. ama seyit riza, meydan doluymus gibi sessizlige ve bosluga hitap etti. „evlad-i kerbelayih bi hatayih ayiptir, zulümdür, cinayettir.“ dedi. (caglayangil kasitli olarak seyit riza’nin son sözlerini aktarmamaktadir. seyit riza’nin son sözleri söyle idi:“75 yaasindayim. kürdistanin sehadetine kavusuyorum. kürt gencleri intikamimi alacaktir. yasasin kürtlük ve kürdistan!”) benim tüylerim diken diken oldu. bu yasli dam rap rap yürüdü, cingeneyi itti, ipi boynuna gecirdi... asabim bozuldu. emniyet müdürüne; ben üsüdüm otele gidiyorum dedim. seyit riza asilirken, ileriden oglunun da sesi geliyordu. „kulun kölen olam, sagirtmacin olam. gencligime aciyin, öldürmeyin beni.“

devlet, katlettigini katlediyor, geriye kalan kürt kesimlerini de asimile etmek icin sürgün ediyordu. bu sürecte devlet uygulamalarini yine genelkurmay belgelerinden ögrenmek mümkün. „genelkurmay baskanligi, 21 mart 1938’de yayinladigi emirde: „bu yil hazirandan itibaren tuncecli’de (dersim’de) geri kalan tenkil ve silah toplama hareketi yapilmasi hükümetcee karar altina alinmistir.“ denmektedir. hükümetcec alinan karara göre, 1938 yilinda yapilacak isler.

mansul ve henzik usaklari ile külhan mezriasi olaylarini yapanlarla bunlara yardim edenlerin tedipleri icin harekat yapilmasi;

1937 yili muhalefet döküntülerinin takibi;

asker bakayasi ve kacaklarinin takibi;

silah toplaminin ikmali;

mansul ve hanzik usaklari ve külhan mezriasi olaylarini yapanlarla bunlara yardim edenlerden sag kalanlarin, münferit evlerde ve dag baslarinda oturanlardan süpheli olanlarin (2000-5000 kisi) tunceeli disina nakilleri…

temizleme harekatindan sonra, dersim direnisine katilanlardan sag kalanlar türkiyenin uc noktalarina (bulgaristan, yunanistan sinirlarina) sürgün edildiler. devlet’e yardim etmis olan ve daha önceden türkiyededn getirilmis olan türklere dersim yöresinin tapulari dagitilmistir.

mustafa kemal, dersim’e kendi ideolojisini kabul ettirmek icin bu bölgelere; yol, karakol ve yaytili bölge okullari yaptirmistir. dersim direnisine kadar devletin kendi politikasinin disinda kalan kürtlerin köyleriyle birlikte yakilmasi ve imha edilmesi emri verdigi, ve bu emrin katliamci komutanlar tarafindan uygulandigi devletin kendi arsivlerinde bulunan belgelerded ispatlanmistir.

kaynak: bir vahsetin anatomisi

yazar: mehmet sonar
    DeRiN 02-11-2004 21:23     #4/66    
Elinize sağlık çok güzel oldu ...
    marcos 02-11-2004 23:18     #5/66    
> İsyan için illa dış güçlerin yardımı gerekmiomuş ...
evet gerekmiyor..bir anlasmazlik-veya haksizlik -ki seyh sait mukemmel bir örnektir bunu toplumunla konusarak sistemli örgutlenip hakkini arayabilirsin.ayrica isyan-baskaldiri kötu bir sey degildir

Hakiini aramayan inekler vardir.
    Umay Kağan 03-11-2004 12:34     #6/66    
Hakka bahanelerle karşı gelmek ne zamandır hak olmuş?
    marcos 03-11-2004 12:55     #7/66    
Seyh sait isayanina Bahanemi diyorsun yanI?....sakin öyle bir yanlisa dusme sevgili umay!
    subcomandante 04-11-2004 19:09     #8/66    
bu arada "şeyh sait" isyanını tipik bir kürt isyanı olarak değerlendirilmesini yanlış buluyorum."şey sait" isyanı,büyük oranda gerici ve şeriatçı bir isyandır.
koçgiri ve dersim isyanları yanında,haklılık olarak esamesinin okunması saçmadır.
    DeRiN 04-11-2004 19:11     #9/66    
> > İsyan için illa dış güçlerin yardımı gerekmiomuş ...
evet gerekmiyor..bir anlasmazlik-veya haksizlik -ki seyh sait mukemmel bir örnektir bunu toplumunla konusarak sistemli örgutlenip hakkini arayabilirsin.ayrica isyan-baskaldiri kötu bir sey degildir

Hakiini aramayan inekler vardir.

yok yani , insanların içinde olmasın ayaklanmak , illa dış güç gerekmiomuş manasında sölemiştim ;)
    marcos 05-11-2004 15:51     #10/66    
> bu arada "şeyh sait" isyanını tipik bir kürt isyanı olarak değerlendirilmesini yanlış buluyorum."şey sait" isyanı,büyük oranda gerici ve şeriatçı bir isyandır.
koçgiri ve dersim isyanları yanında,haklılık olarak esamesinin okunması saçmadır.

Kocgiri ve dersim isyanina diyecek bir sey yok tabiki..ancak seyh sait isyani Lozan aldatmacasi sonucu cikmistir-gericilikle nasil bir bag kurdun? isim seyh ddiyemi?
    DeRiN 05-11-2004 23:25     #11/66    
Bizim bir karış toprak vermemiz söz konusu olamaz. Zira istenen toprak Türkiye Cumhuriyetine aittir. Bu ülkenin hiç bir parçası hiçbir kimseye verilemez.
Kim bilir, bi gün bu ülke paylaşılırsa, Bu ülkeyi bölmek isteyenler, belki de birşey ödemeden elde edebilirler istediklerini...
Fakat ancak kadavramız paylaşılırsa. Canlı vücuttan parça koparılmasına müsade edilemez...

(2.Abdülhamid'in sözlerinin kendimce günümüze uyarlanmış halidir ...)
    KARGA 13-11-2006 21:23     #12/66    
Atatürk "Kürtlere Özerklik Verilecek" Dedi

Atatürk'ün 1925'e kadar bir Türk tanımı yoktu. Kanunlarda da Türk tanımı yoktu, çoğu zaman "Türkiye halkı" diye geçiyordu; Atatürk de çok defa böyle diyordu. Atatürk'ü bizim yaptıklarımızı yapmayan insan üstü bir varlık, bir süpermen olarak düşünüyoruz.



--------------------------------------------------------------------------------
Radikal
13/11/2006    Neşe DÜZEL
--------------------------------------------------------------------------------



BİA (İstanbul) - Geçenlerde, Taner Akçam'ın Ermeni sorunuyla ilgili yazdığı son kitabında yer alan Atatürk'ün bir sözü çok tartışıldı. Atatürk'e ait bu sözlerin Meclis kayıtlarında bulunamadığı ileri sürüldü. Aynı günlerde Türk Tarih Kurumu'nun Atatürk'ün dinle ilgili bazı sözlerini sansür ettiği basına yansıdı. Bu, anlaşılması çok zor bir çelişkiydi. Cumhuriyetimizin kurucusu olan ve devletin bütün kurumlarıyla "ilkelerine" bağlı olduğu Ulu Önder'in sözleri yine devlet tarafından sansür ediliyordu. Devletin bazı kurumları niye Atatürk'ün bazı sözlerini sansür ediyordu? Saklanmaya çalışılan neydi? Niye yakın tarihimiz hep böyle sırlarla doluydu? Yakın dönem siyasi tarih üzerine çalışan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Cemil Koçak'la Cumhuriyet dönemini, bu dönemin sırlarını, Atatürk'ün kişiliğini, devletle Atatürk'ün ilişkilerini ve bugünkü durumu konuştuk.

Geçen gün tuhaf bir gerçek ortaya çıktı. Taner Akçam, Ermeni sorunuyla ilgili yazdığı kitaba, Atatürk'ün "Utanç verici olay" diye bir sözünü başlık almıştı. Atatürk'ün bu konuşmayı Meclis'in gizli oturumunda yaptığı da söylendi... Bu konuşmanın Meclis zabıtlarında sansürlendiği de söylendi... Hangi görüş doğru?

Atatürk, 24 Nisan'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı nedeniyle yaptığı ilk Meclis konuşmasında bu sözü söyledi. Atatürk, bu sözün geçtiği bölümde, "Karşıtlarımız (İtilaf devletleri) bize tehditte bulunuyorlar. Memleket dahilinde katliam yapılmamasını istiyorlar. Bu iddia geçersizdir... Memleketimizin hangi kıtasında Ermenilere karşı katliam yapılmıştır veya yapılmaktadır" diyor. Ve hemen sonra da, ekliyor. "Harbi Umumiye'nin (Birinci Dünya Savaşı'nın) başlangıç safhalarından bahsetmek istemem. Zaten İtilaf devletlerinin bahsettikleri de bittabi maziye ait fazahat" diyor.

'Fazahat" ın anlamı nedir?

Kaynak Yayınları'na göre "fazahat"ın Türkçesi, "utanç verici işler, alçaklık"tır. Dolayısıyla Atatürk, Ermeni olaylarıyla ilgili olarak "utanç verici işler" diyor. "Bugün böyle bir olay yok ama, dün vardı. 1915'te utanç verici bir şey olmuştur ve İtilaf devletleri de zaten bugünden değil; geçmişe ait utanç verici, alçakça işlerden bahsediyor" diyor.

Peki Atatürk'ün bazı sözleri toplumdan bilinçli bir şekilde saklanmış olabilir mi?

Şu olabilir. Atatürk'ün bazı sözleri, konjonktüre uygun düşmeyebilir. Biz, Atatürk'ü "büyük devlet adamı, büyük kumandan, ulu önder" sıfatlarıyla anıyoruz. Oysa en önemli özelliği olan siyasetçi tarafını unutuyoruz... İsmet Paşa, "Atatürk'ün siyasetçiliği kumandanlığından üstündür" diyor. Gerçekten Atatürk öngörüsü yüksek olan çok iyi bir siyasetçi. Ve bir siyasetçi, yerine ve zamanına göre aynı konuda farklı şeyler söyleyebilir, kurduğu ittifakları değiştirebilir. Bu, siyasetin doğasında var. Atatürk'ün de farklı zamanlarda aynı konuda farklı görüşleri var.

Hangi konular bunlar?

Mesela Atatürk'e Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı'na girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz diye soruyorlar. 1919'da sorduklarında "Savaşa girilmemesi diye bir ihtimal yoktu" diyor. Çünkü Atatürk o zaman İttihatçılarla birlikte davranmak zorundaydı ve onları koruyor. Zaman geçiyor, Cumhuriyet kuruluyor. Aynı soru yine soruluyor. İttihatçılar için, "Bunlar cahildir. Birinci Dünya Savaşı'na girip memleketin altını üstüne getirdiler" diyor. Atatürk'ün Sovyetler Birliği'yle ilişkisini ve sözlerini alın, emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkan çok Bolşevik Che Guevera tarzı bir Atatürk kurabilirsiniz kafanızda. Ama aynı Atatürk camiden çıkıp Meclis'i açıyor. Hocalarla birlikte dua ederek kurbanlarla, besmelelerle Meclis'i açıyor. Meclis Osmanlı'da böyle hiç açılmadı.

Atatürk bugün Meclis'i böyle açabilir miydi? Açsaydı ne olurdu?

İrtica denirdi buna. Atatürk siyasetçi olarak böyle yapmak zorunda olduğunu düşündü. Çünkü o dönemde İslami bir dayanışmaya ihtiyacı vardı.

Atatürk'ün dinle ilgili sözlerinin de Türk Tarih Kurumu tarafından sansür edildiğini okudum gazetelerde. Bu mümkün mü?

Mümkün. Atatürk'ün meşhur Medeni Bilgiler kitabındaki dinle ilgili bazı sözleri sansürlenmiş. Atatürk bu kitabında, "İslam Arapların dinidir... Biz ise Türküz... İslam bizi geriletti... Bizden uzak dursun" havasında bir söz ediyor. 1930'larda söylenmiş bir söz bu. Bizim için hangi Atatürk geçerli, bunu söyleyen Atatürk mü, Meclis'i duayla açan Atatürk mü? Atatürk gidip camide halka hutbe de okuyor. Balıkesir'de bir camide konuşuyor. Yapacaklarını, İslam da bunları emrediyor diye anlatıyor. Atatürk ondan sonra hiç camiye gitmiş mi? Gitmemiş.

Bir yandan devlet bütün kurumlarıyla Atatürkçü, bir yandan devletin kurumları Atatürk'ün sözlerini sansürleyip saklıyor. Bu çelişki nereden kaynaklanıyor?

Çünkü farklı konjonktürlerde farklı Atatürkçülük versiyonları var. Herkesin kendine göre içini doldurabileceği boş bir kutudan bahsediyoruz. Atatürk'ün aynı konuda farklı yaklaşımları var. Eğer Atatürk'ün siyasetçi olarak söylediği bir söz, o günkü konjonktüre uymuyorsa sansür ediliyor.

Atatürkçülük, Atatürk'ün ölümünden sonra mı ortaya çıktı?

Aslında Atatürkçülük diye bir şey yok. Atatürk var. Atatürkçülük diye bir ideoloji hiçbir zaman olmadı. Atatürk'ün aklından bir ideolojik paket hazırlamak hiç geçmedi. Atatürk'ün siyaseti, duruma göre hareket etmek oldu. Mesela iktisat siyasetinde, özel sektör de devletçilik de arka arkaya denendi. Atatürkçülük bir pragmatizmdir. Dolayısıyla biz bunu söyledik, angaje olduk, bu programın dışına çıkamayız gibi teorik bir platformdan tamamen uzak bir sistemdir. Kazanmak için gereken neyse o yapılır. Gerekirse ittifaklar kurulur ve bozulur. Mesela Türk Tarih Kurumu, Atatürk'le ilgili başka şeyler de sansür etti.

TTK başka neyi sansürledi?

Atatürk'ün 1923'te İzmit'te basın mensuplarıyla yaptığı çok uzun bir görüşme var. Atatürk orada Kürt meselesine değiniyor. 1960'larda Atatürk'ün söylev ve demeçleri toplanırken, o tarihte gazetelerde yayımlanmış olan konuşmasının bu bölümü çıkarılıyor. O konuşmasında Atatürk, Milli Mücadele'nin başında da, Teşkilat-ı Esasiye'de de olduğu gibi "Kürtlere yerel özerklik, otonomi ya da ona benzer bir şey verilecek" diyor. Zaten "Türk milleti" ve "Bu memlekette Türkler yaşar" tanımlaması da 1925'teki Şeyh Sait isyanından sonra ortaya çıkıyor.

Niye?

Şeyh Sait isyanı dönüm noktasıdır. Bu isyanın ikili bir yüzü var. Kürtler hem Cumhuriyet'in reformlarına karşı ayaklanıyorlar, hem de bir Kürt milliyetçiliği ayaklanmasını gerçekleştiriyorlar. 1925'e dek Atatürk Meclis'teki konuşmalarında, "Türk, Kürt, Çerkez hepimiz İslam'ın unsurlarını oluşturuyoruz" diyor. 1925'ten sonra ise "Türkiye'de yaşayan herkes Türk milletidir, herkes Türktür. Cumhuriyet'i Türkler kurdu" deniyor. Yani, "Herkes kendine Türk diyecek ve Türkçe konuşacak" deniyor. Oysa Atatürk'ün 1925'e kadar bir Türk tanımı yoktu. Kanunlarda da Türk tanımı yoktu, çoğu zaman "Türkiye halkı" diye geçiyordu ve Atatürk de çok defa böyle diyordu.

Atatürk Kürtlerle yapmış olduğu ittifakı bozdu mu?

Şeyh Sait ayaklanmasının temel nedeni, bu ittifakın bozulmasıdır zaten. Bu ittifakın bozulmasına tepkidir ayaklanma. Kürtleri yanına alarak verdiği Milli Mücadele'yi başarıyla sonuçlandırdıktan sonra Atatürk, bir siyasetçi olarak Kürtlerin desteğine ihtiyacı kalmadığını düşündü. Bu ittifakı, ileride yapmak istediklerine engel olarak görmeye başladı ve muhtemelen de kafasında nihai hedef olarak Kürtlere özerklik vermek gibi bir şey yoktu. Onun nihai hedefi bizim bugün anladığımız üniter devletti. Aslında Atatürk'ün Kürt sorununa bakışı, bugünkü resmi politikadan farklı değildi.

Eğer her dönem konjonktüre uygun farklı bir Atatürkçülük varsa, bugünkü Atatürkçülük nedir?

Bugün Atatürkçülerin dile getirdiği bir "cumhuriyet ilkesi" var. Oysa cumhuriyetçilik, devlet başkanının hanedan üyesi olmayıp, bir şekilde seçimle gelmiş olmasından ibaret bir yönetim şeklidir. Yani saltanata son vermektir. Cumhuriyeti bu şekilde tanımlarsanız, "cumhuriyetçi" olmanın manası pek yok. Ama bizde bir de "cumhuriyetin temel ilkeleri, değerleri" diye bir lakırdı var. Cumhuriyetin içi, kendisiyle ilgili olmayan laiklik meselesiyle doldurulmaya çalışılıyor. Aslında Atatürkçülük, laiklik meselesidir. Bugün Atatürkçülük'ten geriye ne kaldı derseniz, laiklik meselesi kaldı. Atatürkçülüğün içinde demokratik bir mesele hiç yok.

Atatürkçülük'te niye demokrasi yok peki?

Aslında demokrasi ve laiklik ayrılamaz. Laiklik demokrasi için ne kadar gerekliyse, demokrasi de laiklik için o kadar gereklidir. Atatürk hayatı boyunca aslında özgür aklı vurguluyor. İslam'ın getirdiği zihniyet dünyasını, dinin sosyal baskısını yıkmadan, insanların özgür bir akla sahip olmasının mümkün olamayacağını ve din hâkimiyetini yok etmeden demokratik bir düzenin kurulamayacağını düşünüyor. Dinin insanlar üzerindeki baskısının ancak otoriter bir düzende ortadan kaldırabileceğine inanıyor. Atatürkçülük esas itibarıyla budur ve tipik bir aydınlanma felsefesidir. Atatürkçülük siyasi felsefe olarak otoriterliğin dışında asla tanımlanamaz.

Atatürkçülük çağdaş demokrasiye izin verir mi?

Korkarım vermez.

Bugünkü Atatürkçülük'le, Atatürk'ün gerçek kimliği ve sözleri ne kadar örtüşüyor?

Atatürkçülük, Atatürk'e çok haksızlık ediyor. Atatürk böyle ayet düzeyinde birtakım sözlerden ibaret bir insan değil. Onun Birinci Meclis'te milli mücadeleye yön verebilmek ve insanları ikna edebilmek için yaptığı konuşmalar çok önemli. Çok akıllı, öngörü sahibi, kararlı iyi bir siyasetçi Atatürk. Eğilip bükülmüyor mu? Evet eğilip bükülüyor. İnanılmaz bir eğilip bükülmesi var, esnekliği çok yüksek Atatürk'ün. Atatürk iyi bir siyasetçi. Ama biz Atatürk'ü bizim yaptıklarımızı yapmayan insan üstü bir varlık, bir süpermen olarak düşünüyoruz.

Atatürk'ün pek çok sözü niye topluma yansıtılmıyor?

"Nutuk" dahil, Atatürk'ün yaptığı konuşmaların geniş kesimlerce okunduğunu söyleyemeyiz. Biz, Atatürk'ün söylediklerini, "İstikbal göklerdedir. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" gibi, "ayetler" tarzında biliyoruz. Mesela "Nutuk', yıllardır en çok basılan kitaptır. Bir üniversite mezununun önüne koysanız, ne anlattığını anlatamaz. Çünkü "Nutuk'u tam anlayamaz.

Niye? "Nutuk" o kadar anlaşılmaz mı? Biz yakın tarihimizi "Nutuk'tan öğrenemez miyiz?

Öğrenemeyiz. "Nutuk" sekiz yıllık bir otobiyografidir. Atatürk "Nutuk"ta, 1919'da Samsun'dan başlayarak 1927'ye kadar geçen sekiz yıllık hadiseleri, sadece kendi açısından anlatıyor. "Nutuk", sadece telgrafnamelerden kurulu bir metindir. "Nutuk"u profesyonel tarihçinin dışında kimsenin anlaması mümkün değlidir. Ortalama bir vatandaş "Nutuk'tan bir sonuç çıkaramaz. Bu yüzden biz "Nutuk"un "Ey Türk Gençliği" diye başlayan sadece son satırlarını biliyoruz ve onu da "ayet" gibi asıyoruz.

Tarihçiler geçmişte ne olduğunu araştırmakta zorlanıyorlar mı?

Arşivlerin hepsini kilitli bir dolaba koysanız da, yakın tarihle ilgili yeterince malzeme var. Yazılmış kitapları, o gün basılmış gazeteleri profesyonel bir gözle okursanız, yakın tarihte ne olduğu anlaşılıyor. Mesela Milli Mücadele yıllarının gazetelerine bakıyorsunuz, İstanbul'da işgal altında çıkan gazeteler Mustafa Kemal'i alkışlıyor, Anadolu hareketini destekliyor. Yayımladıkları karikatürlerde Yunan subaylarıyla, diğer yabancı askerlerle dalga geçiliyor. Normal koşullarda işgal altında bunlar mümkün değildir.

Peki nasıl olabiliyor bu?

Demek ki o kadar da bir işgal yok. Eğer hakiki bir işgal olsa, insana nefes aldırmazlar. Anadolu çok büyük bir işgal yaşamadı. İşgal asıl Güneydoğu'da Fransızlar tarafından Gaziantep, Kahramanmaraş ve Urfa'da yaşandı. Batı Anadolu'da da Yunan işgaline karşı savaşıldı. İtalyanlar ve İngilizler geldi ama hiç savaşmadık. Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri İstanbul'a yüz bin kişilik orduyla geldiler ama, İstanbul'da Kartal'dan öteye geçmediler. Kaltal'dan sonrası Kuvayi Milliye'den soruluyordu. Çünkü onların Osmanlı devletini tamamen ortadan kaldırma niyetleri yoktu. Zaten İngilizler Musul ve Kerkük'ü almıştı. Anadolu'yla ilgilenecek durumda değillerdi. Çünkü kuzeyde Rusya'da Bolşevikler bambaşka bir sistem kuruyordu. Asıl hedefleri Rusya'ydı. Rusya daha büyük tehditti ve oraya asker göndermek istiyorlardı.

Biz Kurtuluş Savaşı'nı kime karşı yaptık?

Mücadelenin ana hattı, batıda Yunanistan'ın ittirilmesi, doğuda da Ermenistan'ın ittirilmesidir. Kazım Karakarabekir'in ordusu doğuda Ermenilerle savaştı. Osmanlı Ermenileri değil bunlar. Rusya'da Bolşeviklerle de savaşan Beyaz ordu taraftarı Menşevik Ermeniler bunlar. Doğu Anadolu'yu istiyorlardı. Türk ordusu Güneyde Fransızlarla, batıda da yüz binin üzerindeki Yunan askeriyle savaştı. İngilizlerin Musul ve Kerkük'ü alması üzerine Fransızlar da hiç olmazsa güneydoğuda bir yer edinmeye çalışıyordu. Kurtuluş Savaşı üç yıl sürdü ve şehit-yaralı toplam 30 bin kişilik zaiyatımız oldu. Kurtuluş Savaşı'nın pırıltılı hale getirilmesinin nedeni, Cumhuriyet'e ve Cumhuriyet'le birlikte yapılanlara bir meşruiyet kazandırmak içindir.

Toplum yakın geçmişin gerçeklerini öğrenirse çok mu şaşırır?

Şaşırır fakat çok rahatlar. Bu toplum rahatlamaya ihtiyacı olan bir toplum.

Toplumdan saklanan sırların kaynağında İttihatçılar mı var? Onları mı korumaya çalışıyoruz?

Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı olmasının da payı var tabii. Normalde cumhuriyetçilerin Osmanlı saltanatında olan her şeyi suçlaması gerekirken, savunmak durumunda kalıyorlar. Çünkü İttihatçılar, geçmişlerini silip atamıyorlar. Çünkü Cumhuriyet bir kopuş değil, bir geçiş aslında. Fransız ihtilalindeki gibi gelenler gidenleri giyotinle kesmiş olsalardı, önceki dönemle bir kopuş olurdu. O zaman Enver Paşa, Sarıkamış'ta ölen 90 bin asker için 90 bin kere didiklenirdi. Ama durum öyle değil. Enver Paşa'nın yaveri, Cumhuriyet'te Atatürk'ün yaveri. Yaverler düzeyinde bir devamlılığı var işin. Aynı kadro, aynı zihniyet Cumhuriyeti devam ettiriyor. İşte o zaman da rejim değişikliği olmuyor, iktidar değişikliği oluyor.

Osmanoğulları'nın saltanatı bitiyor, Cumhuriyet kuruluyor. İttihat Terakki Partisi isim değiştiriyor ve ittihatçılar Cumhuriyet Halk Partisi oluyor. İttihatçılar Osmanlı'yı batırıyorlar ama Cumhuriyeti de kuruyorlar.

Osmanlı'nın son döneminde yaşanan acı olayları gizlemenin nedeni de, Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı olması mı?

Evet. Kopuş olmadığı için, Ermeni katliamı da bu yüzden tartışılamıyor.

1915'teki olayları siz tarihçi olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben eskiden de 1915 olaylarına katliam derdim hâlâ öyle diyorum. Tapu kayıtları, bu meselenin özüne ilişkin bilgi kaynağıdır. Çünkü 1915 çok sayıda Ermeninin öldürülmesiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda büyük miktarda servet de el değiştirdi. Ne boyutta servet değişimi olduğu, Müslümanlara ne boyutta mülk devri gerçekleştiği anlatımdan çıkmaz. Bu ancak tapu kayıtlarından okunabilir. Yaklaşık bir milyon Ermeni yerinden alınıyor ve bir daha dönmüyor. O bağlara, bahçelere, dükkânlara, işyerlerine birileri sahip oluyor. Tapu kayıtlarında bu ortaya çıkıyor. 1915'ten 18'e kadar ki tapu kayıtlarından Ermenilerin o sıradaki mülk toplamı ve bunların kimlere geçtiği rahatlıkla görülebilir. Bunun ortaya çıkmasından çekiniliyor... (ND/TK)


kaynak;
    Sapiens 13-11-2006 22:31     #13/66    
bu yazı neşe düzelin cemil çolakla yaptığı bu gün ki RADİKAL de yayımlanan röportaj değil mi
koçak olacak sanırım cemil koçak
    torq 13-11-2006 22:49     #14/66    
Aslında bugün bu yazıyı Radikal gazetesinde okuduktan sonra burada yayınlamayı düşünmüştüm ama karga benden önce davranmış.
Mustafa Kemal hakkında söylediklerim ve düşündüklerimin hepsini bir bilenin söylemesi doğrusu beni mutlu etti. Bir insanı putlaştıranların o kişiden sonra gelenler olduğu açıktır, İsa'yı ve Buda'yı peygamber yapanlar da kendilerinden sonra gelenlerdi. Ancak bu gerçeklerin toplum tarafından bilinmesi ve kabul edilmesinden sonra biz de düşündüklerimizi her yerde söyleme rahatlığına ulaşacağız.
    son tango 14-11-2006 00:57     #15/66    
iyi de o kadar yazıda atatürk ün kürtlerle ilgi hiç bir yorumu yok,sadece röportajcının_taner akçam_ kendi fikri var..atatürk ün kurtuluş savaşından sonra kürtlere ihtiyacı kalmadığını röportajcı söylemiş..başka da bişi yok

yalnız başka bi fikri çok beğendim..atatürk,atatürkçülük diye bişi için hiç mücadele etmemiş olmaması..bence de kesin böle,adam kendinden sonra böle bi akımın oluşcağını 1000 yıl düşünse aklından geçeceğini bende düşünmüyorum..tepedekilerin rejimi koruma uğruna atatürkçülük die bi kavram oluşturma çabaları var sadece..çünkü atatatürk bi ideoloji adamı hiçbir zaman olmadı..tabii kendi ideolojisi vardı,ama bu atatürkçülük olarak değil,sadece kendi hayat felsefesiydi..nasıl ki hepimizin farkında olsakta olmasakta bi ideolojisi olduğu gibi..
    botan56 05-01-2007 17:41     #16/66    
kurtuluş sawaşından sonra kürtlere ihtiyecı kalmadı...
yani kürt insanını1919 dan 1925 e kadar kullandı ondan sonra bir kenara bıraktı...şeyh saiti ve yandaşlarını idam etti
seyyit rızayı öldüldü,hiç bir faaliyet göstermeyen bediuzzaman hazretlerini sürgüne gönderdi...
ilhak,imha ve izolasyon düğmesine basılmış oldu etkileride malesef günümüz koşullarındada dewam etmektedir..
    Suntafa 03-05-2007 18:21     #17/66    
Bu konuya şöyle bir ekleme yapabilirim...

Şeyh Sait, İsyan'dan sonra yakalandığında Komutanlar aracılığı ile ona bir haber ulaştırılır. Şeyh Sait, Kurtuluş Savaşı'ndan önce M.Kemal'in kendilerine sözler verdiğini ve geçen zaman süresinde bu yönde hiç bir adım atılmadığından dolayı böyle bir işe girişildiğini iletir. M.Kemal Atatürk de, eğer mahkemeden af dilerse kendisini affedileceğini iletir Şeyh Sait'e...
Sonuçta Şeyh Sait mahkemeden özür diler ama verilen söz tutulmaz. Tıpkı daha sonra ki Seyit Rıza ayaklanamsında olduğu gibi... Her iki idamın da İnönü'nün emri doğrultusunda bölge komutanlarının yaptığı iddia edilir.
(Kaynak: İsmail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, Doz Yayınları.....hatırlayabildiğim kadarıyla)
    siraborz 25-05-2007 15:52     #18/66    
Atatürk bu ne demişse doğrudur(!)

Aynı Atatürk Refet Paşa ya da ''yarın komünist olacağız'' demişti.Hatta bir komünist partisi kurdurmuş daha sonra bu partiyi kapattırmış komünizmi memleketten silmişti.

Aynı Atatürk meclisi dualarla,kuranla açmıştı.Cami minberlerinde ateşli dini nutuklar çekmişti.Sonra memlekette islama ait ne varsa kökünden kazımıştı.

Aynı Atatürk ''ne mutlu Türküm diyene demiş'' hatta ''Vücudumun babası Ali Rıza bey ise fikirlerimin babası Ziya Gökalp tir demişti''.Sonra ise Türklükle hiç örtüşmeyen ne kadar şey varsa Avrupadan devşirip zorla millete uygulamıştı.

Aynı Atatürk kendisi Anadolu da fellik fellil gezerken elde silah emperyalist düşmanla dağ bayır savaşan Çerkez Ethem,Topal Osman,Karabekir Paşa,Ali İhsan Paşa gibilerini büyük vatanseverler diye övmüş ama zamanı gelip eli güçlenince onları toplumun hazızasından silmekten hatta öldürmekten geri kalmamıştı.

Bazılarının bu işlerden midesi bulansada ben bu adamı takdir etmekten kendimi alamıyorum.Adam amacına ulaşmak uğruna her yola girmiş,herşeyi kullanmış amacına ulaşıncada onları teker teker yok etmiş.''Atam sen kalk ben yatam '' diyecek değilim ama şu anda başımızda onun karakterinde biri bulunsaydı ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum
    torq 17-06-2007 01:11     #19/66    
Hak ve Özgürlükler Partisi Başkanı, Şeyh Sait'in torunu Abdülmelik Fırat, Derya Sazak'ın sorularını yanıtlıyor


Rahmetli Uğur Mumcu 1919 - 1925 arasındaki Kürt isyanlarını araştıran kitabına "Kürt - İslam Ayaklanması" adını vermişti. Kitapta Şeyh Sait'in torunu olarak sizinle yapılan bir söyleşi de var. 1957 seçimlerinde 23 yaşında olmanıza rağmen Menderes'in isteğiyle yaşınız büyütülerek Demokrat Parti'den Meclis'e girmişsiniz. Aynı zamanda Şeyh Sait'in oğlu Şeyh Ali Rıza'nın damadısınız. "Hayatım roman" derler, sizinki tarih gibi...
Şeyh Sait hadisesini Türkiye'de inceleyenler siyasi olarak meseleye bakmışlardır. Herkes kendi çerçevesinde yargılamıştır. Dindarsa meseleyi o tarafa, Kemalistse ya da sosyalistse başka tarafa çekmeye çalışmıştır. Ulusal mücadeleler, kendi toplumunun inançlarından düşüncelerinden soyutlanamaz, Şeyh Sait olayı kişisel bir hadise değildir. O dönemde imparatorluklar parçalanıyor, Sovyet ihtilali olmuş, milli devletler kuruluyor.

Cumhuriyet kuruluyor.
Kürtler inadına "biz Türklerle beraberiz" dediler, Kurtuluş Savaşı'na katıldılar. Olayları şöyle özetlemek lazım: Kürtlerin yüzde sekseninden fazlası dinine bağlı Müslüman olduğu için, Mustafa Kemal'in Batı'yı hedefleyen devrimleri karşısında bu enstrümanlar kullanılmış olabilir.

Şeyh Sait isyanında din meselesinin altında asıl Kürtlerin başkaldırısı yok muydu?
Birinci Meclis'te Kürtlerin ağaları, şeyhleri, aydınları yer alıyor ama 1924 Anayasası'nda Kürtlerin ne kimliği, ne dili ne de hakları var.

Kürt isyanları Cumhuriyet döneminde artıyor.

Kurtuluş Savaşı başlarken sorun yok. Mustafa Kemal, Amasya Tamimi'nde "bu mücadele Kürt ve Türk mücadelesidir" diyor. Kürtlere özerklik vermekten söz ediyor.

Devlet arşivlerinde bu sözün belgesi var mı?
O sözlerin vesikaları da var.

Şeyh Sait isyanıyla Lozan'da çözülemeyen Musul - Kerkük meselesi eşzamanlı gözüküyor. İngiltere'nin de rolü büyük. Uğur Mumcu kayınpederiniz Şeyh Ali Rıza'nın 'bağımsız Kürt devleti' konusunda İngilizlerle görüşmek istediğini yazıyor.
Şeyh Sait Efendi, Nakşibendi tarikatının postnişinidir. O camianın büyüğü, yol göstericisi. O zamanki Kürt aydınları, Avrupa'da okuyanlar Türkiye'deki askeri mülki mektepten çıkanlar hepsi diyorlar ki: "Cumhuriyet kuruldu biz yokuz, kimliğimiz bir kalemde atılıyor." Şeyh Sait'e gelip, "Bu hadisenin manevi lideri sen ol" diyorlar.

Ne isteniyor, ayrı devlet mi?
Bunun sonucu oraya da gidebilir, ya da Mustafa Kemal'e "Sen Kürtleri tanı, beraber cumhuriyetimiz olsun" diyeceklerdi. Ancak Şeyh Sait hadisesi o zaman Batı'ya karşı tamamen irticai bir hareket olarak gösterildi. İngiliz ve Rusların Kürtler üzerindeki ittifakı aynıdır: Bunlar mürtecidir, Kemalistler ilericidir. Batıcıdır.

İngilizler desteklemiyor mu Kürt isyanını?..

Hayır hiç desteklemiyor. Musul meselesinde İngilizlerle Kürtlerin ortak çıkarı yok. İsmet Paşa Kürt kökenlidir, hatıralarında, "İngilizlerle Şeyh Sait hadisesinin hiçbir irtibatını bulamadık" diyor.
Açık ifade etmek istiyorum, aslında M. Kemal ve arkadaşları İngilizler tarafından desteklenmiştir, Şeyh Sait değil. İngilizlerin çıkarı olsaydı Kürtlerin yaşadığı yere bir devlet adı verirlerdi.

Irak kurulmuş ve İngiliz mandası oluşturulmuş. Musul - Kerkük de Türkiye sınırları dışında tutulmuş.
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Musul'un üzerine gitmemişler, bu tarihi bir gerçektir. Şeyh Sait değil, asıl onlar İngilizlerin himayesini görmüştür.

Kürt meselesi, Irak savaşıyla tekrar gündeme taşındı. Bu defa Amerikalılar başrolde.
Bugünkü ABD stratejisinin arka planında yine İngilizler var. Planın çekirdeği İngiliz düşüncesidir. Siyonizmle beraber. Bugün aslında dünyanın en süper gücü Siyonizmdir.

İngiltere, Kürtlere devlet konusunda kendisini geçen yüzyıldan borçlu mu hissediyor?

Pek ciddi bir şey yok.

Türkiye'nin politikasına ne diyorsunuz?

Çok yanlış. Bu konuda tarihi bir olayı aktarmak isterim. 1961'de Kayseri Hapishanesi'nde milletvekilleri orada tutukluyken, ben Kürt sorunu üzerinde bir konuşma yaptım. Dedim ki; Türkiye'nin en büyük noksanlığı petroldür. Türkiye'deki Kürtlerin kimlikleri, dili, kültürü serbest olsa Irak'taki bütün Kürtlerin cazibe noktası burası olur. İran ve Suriye'deki Kürtlerin de... Bir referandumla oradaki Kürtler Türkiye'ye katılır. O zaman Türkiye petrol zengini bir ülke olur.
Celal Bayar dedi ki; o da Kayseri'de hapisteydi, "Senin dediğin doğru ama bunu kimse yapamaz!"

Derin devlet bizi istemiyor
Kuzey Irak'ta Kürtler ileride ayrı bir devlet haline gelirse, "Güneydoğu bundan etkilenir, Türkiye'deki Kürtler de oraya katılır" kaygısı boşuna mı?
Çok saçma. Türkiye madem AB'ye girecek, Kürtlere zaten kültürel haklar tanıyacak. Kürt sorunu çözülmeden hiçbir mesele halledilmez.
Kürt kimliğini, dilini tanımakla Türkiye bölünmez. Kürt sorunu ancak demokratik yoldan çözülür. Türkiye tarihiyle barışmalıdır. Osmanlı'da olduğu gibi Türkler ve Kürtler barış içinde yaşayabilirler. Kürt dedin mi bölücü, dinden bahsettin mi irtica. Artık bu korkuları üzerimizden atmalıyız.

Ayrı devlet meselesi...
Hayır. Kürtlerin kimlikleri ve kültürleri kabul edildikten sonra hiçbir mesele kalmaz. Biz, Kürt sorununu hukuksal alanda savunalım diye parti kurduk. Bize PKK'nın yardım ettiği, kurduğu partilerden daha şiddetli davrandılar. Ablukaya aldılar, kapatma davası açıldı. Derin devlet partimizi istemiyor.

Türkmenlere bir şey olmaz

Türkiye Kuzey Irak'a giremedi, tezkere kazası mı buna engel oldu?
Hayır, Amerika bırakmıyor. Türkiye girmek için can atıyor ama giremiyor.

Kürtler ne istiyor?
Irak'taki Kürtler, Irak'ın bütününde federatif bir sistem, yeni yapılanmada asli unsur olmak istiyorlar.

Türkmenler ne olacak?
80 senedir Türkmenlere hiç sahip çıkılmadı. Saddam asmış kesmiş hiç sesleri çıkmamış. "Kürtler, Türkmenleri öldürecek" demek kadar saçma bir şey yok. Türkmenlerin Kürt bölgesinde okulu var, TV'si var. Provoke edilmezse birlikte yaşamaları kadar doğal ne olabilir. "Kerkük petrolleri Kürtlerin eline geçecek", bu da yalan. Amerika bu petrolü Türkiye istese de Kürtlere vermez.

Öcalan Şam'dan daha güçlü
Terörü tırmandırırken PKK, Kürt sorununu siyasallaştırıp uluslararası alana taşımadı mı? Öcalan'la Şam'da görüşmüştünüz. Yakalanıp İmralı'ya konulduktan sonra avukatlarına bazı tavsiyeleriniz olmuş...
Öcalan'ı güçlü yapan devlettir. Öcalan bugün Şam'daki durumdan on kat daha güçlüdür. Çünkü, 'devletin gladyo'suyla beraber bir adada tutuluyor. İstenilen mesajları her yere ulaştırılıyor. Yakalandığında idam korkusu yaşadı ama anladı meseleyi, avukatlarını bana gönderdi. Öcalan'a şunu söylemelerini istedim: Seni Türkiye'ye teslim eden güç asılmamanı sağladı. Yakalandıktan sonraki davranışların 180 derece ters olsa bile bu Kürt halkı için hayırlı olmuştur. Hiç olmazsa özel tim ve gladyoların işkence ve hırslarının deneme tahtası olmaktan çıkmaya vesile olacaktır. Legal partileri yönlendirmeyi bırakın. HADEP'in, ne Kürt halkına ne de size hiçbir yararı olmaz.

Kim teslim etti, ABD mi?

Öcalan'ı Türkiye'ye CIA ile MOSSAD'ın teslim ettiğini bütün dünya biliyor.

http://www.hakpar.org.tr/Basindan/milliyet_derya.htm
 
    emrah 19-06-2007 13:15     #20/66    
Ben Zazaları ayrı diye biliyordum. Yani Kürt ayrı , Zaza ayrı.

> Bak şu İngilizlere demek ki Musul Kerkük Petrollerinin farkında değillermiş.
> Türkiyede şu anda Ahmet Türk'ün 25 milyon Kürt yaşıyor. Amerika'nın araştırması 9 milyon Kürt yaşıyor. Diye bildiğimiz bu topraklarda Eğer Kürtler isteseydi. Kimlik ve Dil edinme gibi sadece bu iki yapılması çok zor olmayan isteklerini yerlerine getirebilirlerdi. Bunca insanın ölmesine gerek kalmadan.
     
Sayfalar: [1] [2] [3] [4]
Benzer Konular:
1. Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Kürtler, İsyanları
2. Cumhuriyet'in foyası meydana çıktı, farkında mısınız?
3. cumhuriyet yürüyüşüne karşı 1 mayıs'ta taksim'e!!!
4. cumhuriyet mitinginde askerler görev aldı mı ?
5. cumhuriyet'e dair (Demokrat Amiral)
6. Cumhuriyeti Pusuda BEkleyen NUrculuk
7. Cumhuriyetin kuruluşunda din


hasat.org SIFIR Forum * Felsefe * Siyaset * Kültür Forumları sitesidir