Rumuz:   Şifre:   

FELSEFE | SİYASET | SANAT | YAŞAM

HASAT.ORG > Komünizm > Leon Davidoviç Troçki 139 kez görüntülendi. Paylaş
    ice 18-12-2008 15:06     #1/3    
Tam adıyla Lev Davidoviç Troçki, 7 Kasım 1879'da o dönem Rusya'ya bağlı bulunan Güney Ukrayna'nın Kerson şehrinde doğdu. Yahudi bir çiftçi olan babası David Leontyeviç Bronstein ve annesi Anna Bronstein'nin beşinci çocuğu olan Troçki, ailesi Yahudi olmasına rağmen evde Rusça ve Ukraynaca öğrenmişti.

1898 yılında Rusya Sosyal Demokratik İşçi Partisi'nin kolu olan Güney Rusya Çalışanlar Birliği'ne girdi. Girdiği devrimci gruplarda, Marksizm görüşünü tanıdı. Grubun fikirlerini yaymak için birçok çalışmalar düzenledi. Bu faaliyetlerinde dolayı 1898 yılında Çarlık tarafından tutuklandı.

İki sene süren hapis hayatından sonra, Sibirya'ya sürgüne gönderildi. "Troçki" takma adını bu dönem kullanmaya başladı. Sürgünde iken Marksist bir felsefe öğrencisi olan Aleksandra Sokolovskaya ile tanıştı ve evledi. 1902 yılında Rusya'dan kaçarak önce Viyana'ya ardından Londra'ya gitti ve orada Vladimir Ilyich Lenin ile tanıştı. Georgy Plekhanov, Julius Martov ve Lenin'nin görev aldığı "Iskra" adlı gazeteye girdi ve "Pero" takma adıyla yazılarını yazmaya başladı. Ertesi yıl 1903'de Londra'da düzenlenen Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin kongrasine katıldı.

1903 yılında düzenlenen Rusya Demoktar İşçi Partisi'nin ikinci kongresinde, parti, Bolşevikler ve Menşevikler olmak üzere iki farklı gruba ayrılmıştı. Lenin'nin lideri konumuna geldiği Bolşevik grubuna karşı, troçki Menşevik tarafında yer aldı. Ancak kısa bir süre sonra Plehanov'un önderliğindeki Menşevikler ile de fikir arılıkları doğmasından dolayı bu gruptan da ayrıldı.

1905 yılında "Kanlı Pazar" olarak nitelendirilen olayın hemen ardından, Troçki tekrar Rusya'ya döndü ve Rus devrimi için çalışmalar içine girdi. Bu dönem hem menşevikler ile hem de Bolşevikler ile birlikte çalıştı. Eylül ayında Çarlığa karşı yürüttüğü devrim hareketi başarılı olamayınca tekrar Sibirya'ya sürüldü fakat bu seferde Finlandiya'ya kaçmayı başardı. "1905" adlı kitabında bu firar öyküsünden bahsediyordu. 1907 yılında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin 5. Kongresine katıldı. Ardından ayını yılın Ekim ayında Viyana'ya giderek Avusturya Sosyal Demokrat Parti'nin çalışmalarına katıldı. Alman Sosyal Demokrat Parti için 7 sene süreyle çalıştı.

1908 yılında, Rusya'ya ihtilaf olarak, proleterlerin haklarını öne çıkaran, Joffe Matvey ve Viktor Kopp'un editörlüğünde haftada bir Rusça olarak yayınlanan "Pravda" (Gerçek) adlı gazeteyi çıkardı. 1905 ile 1907 yılları arasında süregelen Bolşevik-Menşevik tartışmaları 1910 yılında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin Paris'teki kongresinde Lenin'nin fikirleri doğrultusunda birleşti ve Troçki'nin yayınladığı "Pravda" adlı gazete bir anda partinin resmi yayın kuruluşu durumuna geldi. Troçki 1912 yılının Nisan ayına kadar bu gazeteyi çıkarmaya devam etti. 22 Nisan'dan sonra St. Petersburg'da Bolşevikler "Pravda" adlı gazeteyi çıkarmaya devam ettiler. Bu durumdan rahatsız olan Troçki, gezetenin baş editörü olan Menşevik lider Nikolay Chkheidze'ye bir mektup yazarak, Bolşeviklere katıldığını bildirdi.

Troçki, 1917 yılında Rusya'ya döndükten hemen sonra Petrograd Sovyeti Başkanlığı'na getirildi. Yapılacak devrimde ve daha sonra alt yapının hazırlanmasında ve yönetilmesinde büyük rol oynadı. Gregoryen takvime göre 24 Ekim 1917; Miladi takvime göre 7 Kasım 1917'de gerçekleştirilen, Petrograd'daki Çarlığa ait kışlık saraya Lenin önderliğindeki Bolşeviklerin yaptığı baskın ile, Çarlık Rusya yıkıldı ve yerine Sovyet Rusya'nın kurulması için ilk adım atıldı.

Devrim sonrasında Sovyetler Birliği'nin en önemli adamlarından biri ahaline gelen Troçki, önce Dışişleri daha sonra Savaş Bakanlığı'na getirildi. Savaş Bakanlığı yaptığı dönem Kızıl Ordu ile ilgili faaliyetlerde bulundu. Başkumandan sıfatıyla Kızıl Ordu'nun kurulmasını sağladı ve ihtilal sonrası meydana gelebilecek ayaklanmaları bastırmak ile görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra parti ile fikir ayrılığına düşmesi sebebiyle partiden uzaklaştı.

kaynak : Lev Troçki Biyografi.info
    kuzeys 18-12-2008 15:48     #2/3    
Troçki’den Troçkizme
Vaktiyle RSDİP içinde farklı eğilimler temelinde cereyan eden ayrışma Bolşevik-Menşevik bölünmesiyle yol almış ve bu bölünme iki ayrı parti örgütlenmesiyle sonuçlanmıştı. Lenin ve yoldaşlarının çabası temelinde biçimlenen ve daha sonra Komünist Parti adını alan Bolşevik Parti, 1917 Ekim Devriminde gösterdiği başarılı önderlikle işçi sınıfının devrimci partisi olduğunu dosta düşmana kanıtladı. Bu durum o dönemde Enternasyonal örgütlenme alanında da olumlu yansımasını buldu ve Bolşeviklerin öncülüğünde işçi sınıfının Komünist Enternasyonali dünyaya gözlerini açtı.

Menşevik Parti ise, 1914 yılında gerçekleşen çöküşten sonra artık burjuva sol eğilimin uluslararası bir örgütüne dönüşen II. Enternasyonale (Sosyal-Demokrat Enternasyonal) bağlılığını sürdürecekti. Öte yandan, Lenin’in ölümünden sonra Stalin’in önderliğinde somutlanan bir bürokratlaşma-yozlaşma süreci neticesini vermiş ve ne yazık ki Sovyetler Birliği Komünist Partisi de olumlu Bolşevik özelliklerini yitirmişti. Dahası, içten yürüyen bürokratik bir karşı-devrim neticesinde, Sovyetler Birliği bir işçi devleti olmaktan çıkmış ve egemen bürokrasinin devletine dönüşmüştü.

Değişen bu koşullar altında, Stalin kliğinin bürokratik egemenliğine karşı Bolşevik çizginin yaşatılması için muhalefet bayrağını yükselten Troçki olmuştu. Stalinizmin Troçki’ye yağdırdığı haksız suçlamalar her ne olursa olsun, Troçki, örgütsel sorunlarda bir zamanlar sergilediği uzlaşmacı tutumların özeleştirisini yaparak 1917 Temmuzunda Bolşevik Partiye katılan ve Lenin’le birlikte Ekim Devrimine önderlik eden bir Bolşevik idi. Troçki ulaştığı bu olumlu pozisyonunu Stalinizme karşı yürüttüğü devrimci mücadele ile de sürdürecekti. Bu bakımdan, Troçki’nin çabasıyla yapılanan Sol Muhalefet’in temsil ettiği parti çizgisi Leninist-Bolşevikler olarak adlandırılmayı da hak etmiş oluyordu. Keza Troçki’nin önderliğinde kurulan IV. Enternasyonal, Ekim Devriminin geleneğini, yani dünya devrimi hedefine bağlı devrimci enternasyonalizm geleneğini yaşatmak için girişilen bir örgütlenme çabasının ifadesiydi. Ne var ki, Stalinci bürokrasinin egemenliği altında yazılan resmi tarihte bu gerçeklerin üzeri örtülüp her şey tahrif edildi ve Troçki karşı-devrimci bir ajan olarak gösterilmeye çalışıldı.

Günümüze dönelim ve önemli bir gerçekliğin altını çizerek devam edelim. Gerçekleri bu şekilde çarpıtanların en sonunda tarih tarafından affedilmeyeceği ve ne yapılırsa yapılsın mızrağın çuvala sığdırılamayacağı neredeyse şaşmaz bir kuraldır. Yine de resmi komünist hareketin günahları kim bilir kaç kuşaktan devrimcinin bilincini zehirlemiş ve onları esaslı çarpılmalara uğratmıştır. Örneğin Stalin’in başını çektiği ulusal kalkınmacı “devlet sosyalizmi” anlayışı, uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketine egemen olan resmi çizginin saptırıcı etkisiyle, Leninci Bolşevik eğilimin pratikteki somutlanışı olarak algılanmıştır. Yine aynı nedenle, Troçki’nin savunduğu Leninist-Bolşevik çizgi ise en hafif ifadeyle II. Enternasyonal oportünizminin ya da Menşevizmin uzantısı telâkki edilmiştir. Oysa işin aslına bakılacak olursa, Stalinizmin egemenliğinde somutlanan sosyalizm ve siyaset anlayışı bir anlamda Rus Menşevizminin ve II. Enternasyonal oportünizminin yansımasıdır. Gerçekliğin bu şekilde yeniden ayakları üzerine oturtulması koşuluyla, ulaşılan bu tarihsel momentte dünya komünist hareketini temelde ikiye bölen devrimci ve reformist eğilimleri de Bolşevik ve Menşevik kavramlarıyla ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Fakat tarihsel süreç içinde yaşanan altüstlükler ve çarpılmalar bu noktada da kalmadı; yaşam tüm çelişki ve çatışmalarıyla hükmünü icra etmeye devam etti. Nitekim bu kez de, Troçki’nin hayat vermeye çalıştığı IV. Enternasyonal onun ölümünden sonra esaslı bir yozlaşma ve parçalanmaya maruz kaldı. Ek bir faktör olarak tam da bu noktada yeri geldiği için belirtelim. Troçki’nin pek çok devrimci açılımı ne denli önemli ve isabetliyse de, onun örgütsel deneyiminde her zaman aksayan bazı yönler mevcut oldu. Örgütsel alanda uzun yıllar devam eden hatalı konumlarından sıyrılıp nihayetinde Lenin önderliğindeki Bolşevikler arasına katılan Troçki, örgütsel sorunlar bağlamında hiçbir zaman Lenin gibi sağlam ve uzak görüşlü bir lider deneyimine ulaşamadı. İşte bu durumun getirdiği bazı aksaklıklar bir yana, IV. Enternasyonal zaten son derece elverişsiz koşullarda ve zayıf temellerde yaşama gözlerini açtı. Bu bakımdan IV. Enternasyonal’in, Troçki’nin sağlığında bile gerçek bir örgütsel inşa niteliği kazanmadığını ve Bolşevik çizgide bir örgütsel süreklilik potansiyeli taşımadığını söylemeliyiz.

Bu gibi gerçekler eşliğinde somutlanan kimi olumsuzluklar, Troçki’nin Stalinizm eliyle hunharca öldürülmesinden sonra büsbütün derinleşmiş ve IV. Enternasyonal adeta varlığını sona erdiren bir dağılma sürecine sürüklenmiştir. II. Dünya Savaşından sonra Troçki’nin takipçileri pek çok bölünme yaşadılar ve ortaya Troçkizmin temsilcisi iddiasıyla yaşam sürdürmeye başlayan irili ufaklı pek çok örgütsel yapılanma çıktı. Bu çevrelerin çoğunluğu birbirleriyle tamamen küçük-burjuvaca didişmeler temelinde IV. Enternasyonalin mirasını neredeyse yiyip tükettiler. Netice olarak IV. Enternasyonal ne yazık ki ideolojik-politik netliğini ve birliğini de koruyamadı. Troçki’nin temellerini attığı IV. Enternasyonal, Lenin’in temsil ettiği Komünist Enternasyonal’in takipçisi olan tarihsel-ideolojik bir birikim olarak dünden bugüne uzansa da, örgütsel-siyasal varlık olarak etkinliğini çoktan yitirdi. Ortaya çıkabilecek kimi olumlu istisnaları bir yana bırakarak özetle altını çizmemiz gerekir ki, Troçkizm Troçki’nin yaşatmaya çalıştığı Leninist-Bolşevik çizginin sadık bir takipçisi olamadı.

Pek çok Troçkist çevre Troçki’ye bağlı kalmak adına onun bazı hatalı değerlendirmelerini (“yozlaşmış işçi devleti” gibi) dondurup şablonlaştırdı. Böylece bu çevreler, bürokrasili işçi devleti olamayacağını savunan Marksizmin özüyle çelişir hale geldiler. Daha da önemlisi, Troçki’nin Leninist-Bolşevik çizginin devrimci değerlerine (burjuva siyasetlerle bayrakların karıştırılmaması, Menşevizme taviz verilmemesi gibi) titizlikle sahip çıkılmasını öğütlediği kimi yaşamsal noktalarda genelde Troçkizm kendi liderine ihanet etti. Troçkist yapılanmaların çoğu, zaman içinde reformizme, oportünizme ve reel politikerliğe dümen kırdı. Tüm bu gerçekler karşısında, Bolşevik-Menşevik ayrımının bir kez daha ve artık bu değişen koşullar temelinde bizzat Troçkist hareket içinde yaşanmış olduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.

Somut bir örnek
Menşevizm Troçkist hareket içinde bir hayli derin ve yaygın köklere sahiptir. En başta gelen örnek olarak IV. Enternasyonalin resmi temsilcisi olan Birleşik Sekreterya ve ölümüne dek onun başında bulunan Mandel’in siyasal-örgütsel çizgisi hatırlanabilir. Mandel ve benzerleri Stalinist bürokrasilere abartılı ilerici roller atfederek veya Küba, Nikaragua örneklerinde olduğu gibi bazı ulusal kurtuluş devrimlerini gerçek proleter devrimler katına yükselterek pek çok önemli noktada Troçki’nin gerisine düştüler. Yıllar içinde daha da derinleşip ciddi hale gelen bu tür savrulmalar, teorik alanda işlenen ve mazur görülebilir hataların ürünü değildi. Bunlar, varolan olumsuz dünya koşullarına siyaseten çıkarcı biçimde uyum sağlamak üzere teorinin bilerek ve isteyerek feda edilmesiydi. IV. Enternasyonal Birleşik Sekreteryasının ve ondan kopsalar bile hemen hemen aynı yoldan yürümeye devam eden Troçkist çevrelerin siyasi tutumlarına damgasını basan sakatlıkların kaynağını bu şekilde açıklamak mümkündür.

Troçkist çevreler arasında yaygın biçimde gözlemlenen savrulmaların yalnızca siyasal alanla sınırlı kalmadığı ve örgütsel sorunlardaki yaklaşımlara da Menşevik bakış açısının egemen olduğu açıktır. Antrizm taktiği örneğinde açıkça görüleceği üzere, Troçki’nin kimi yanlış örgütsel taktiklerinin Mandel ve benzeri takipçileri tarafından artık tamamen Bolşevizm dışına taşacak biçimde olgunlaştırılıp ayrı bir örgüt stratejisi düzeyinde biçimlendirildiğini söylemeliyiz. İngiliz İşçi Partisi ve benzeri sosyal-demokrat partilere fazladan önem verme gibi eğilimler, yanı sıra antrizm taktiği adına bu tür partilere adaptasyon, bu bağlamda en çok bilinen örnekler olarak sıralanabilir.

Sonuçta özetle vurgulayacak olursak, Troçki’nin sahip çıkmaya çalıştığı Leninist-Bolşevik gelenekle onun epigonlarının sürdürdüğü Troçkizm arasındaki açı kabul edilemez ve de edilmemesi gereken düzeydedir. Bu gerçeklik, Stalinizmden kopan devrimcilerin neden aynı zamanda Troçkizmin yanlışlarına da prim vermemek zorunda olduklarını açıklar. Evet, devrimci işçi mücadelesini güçlü kılabilmek için Stalinizmden devrimci Marksizm temelinde kopuş şarttır. Fakat Troçkizmin hatalarını görmezden gelip, bu sıfatı bir etiket gibi kuşanmanın da devrimci Marksist kabul edilmek için yeterli olamayacağı aynı kuvvetle sabittir.

Tam da bu noktada değerlendirmemizi somut bir örnek üzerinden sürdürmek ufuk açıcı olacak. Örnek olarak daha önce bazı yaklaşımları Marksist Tutum sayfalarında eleştirilen bir Troçkist çevreyi, IMT (International Marxist Tendency – Uluslararası Marksist Eğilim) çevresini ele alabiliriz. IMT, bir zamanlar, Troçki sonrası IV. Enternasyonale yönelik olarak Troçkizmin kimi hatalı yönlerine karşı olumlu görünen bazı eleştirilerde bulunmuştu. Ne var ki son yıllarda IMT çevresinin sergilediği siyasal tutum ve yaklaşımlar, daha önceleri verilen olumlu izlenimlerin tersi yönünde hareket edildiğini ortaya koymaktadır. Özellikle de Ted Grant’ın önce ileri yaşı nedeniyle siyasi yaşamdaki rolünü yitirmesi ve daha sonra da ölümüyle birlikte IMT içindeki Menşevik yaklaşımlar büsbütün kabak çiçeği gibi açılıp serpilmiştir. Bu olumsuz gidişatın çarpıcı bir örneği olan Venezuela sorununda IMT’nin Chavez’e şakşakçı yaklaşımının, nicedir Marksist Tutum sayfalarında eleştirildiği hatırlanacaktır.

Ama oportünizm genelde bir hata sorunu değildir ve IMT’nin tutumunda açıkça sergilendiği üzere oportünizmin durduğu yerde durması mümkün olamaz. Nitekim IMT de Chavez konusundaki yaklaşımları nedeniyle açıkça eleştirilmiş olmasına karşın, oportünizm ve Menşevizm yolunda büyük adımlarla yürümeyi sürdürmüştür. Atlanmaması gereken bir başka önemli nokta daha var. Oportünizm yolunu tutanlar, eleştiriler karşısında başları sıkıştığında sağ ve sol manevralar yapmaya her zaman büyük önem verirler. O nedenle oportünist ve Menşevik tutumlara daima reel-politikerlik eşlik eder. Ve bir reel-politikere ilkeler değil şu düstur yol gösterir: “Dün dündür, bugün bugün!”

IMT ve benzeri çevrelere de bu gibi düsturların yol gösterdiği son derece açıktır. Örnekse, Chavez’in son referandum yenilgisinin ardından ibrenin tersine dönebileceği endişesiyle satır aralarına gerektiğinde zevahiri kurtaracak “devrimci” balans ayarları serpiştirilmiştir. O nedenle oportünist siyasi yaklaşımlar söz konusu olduğunda uyanıklığı elden bırakmamakta ve bu tür “balans ayarları”na aldanıp kanmamakta büyük yarar vardır. Hiçbir özeleştiri yapmaksızın değişen duruma göre uyanıkça yeni tutumlar belirlemek, günlük olaylardaki iniş çıkışlara adapte olmak ve küçük siyasi kazanç beklentileriyle işçi sınıfının temel çıkarlarını unutmak tüm oportünistlerin, tüm reel-politikerlerin, tüm Menşeviklerin ortak özelliğidir.

IMT çevresinden A. Woods’un yazılarında örneklendiği üzere, Chavez’in yükselişinin prim yaptığı günlerde devrimci eleştirilere kulaklarını tıkayanların, şimdi günü kurtarmak üzere “Venezuela devrimi tehlikede” benzeri şeyler yazmaları hiç de inandırıcı değildir. Kaldı ki sorun Venezuela ve Chavez örneğiyle de sınırlı kalmamakta ve çalkantılı dünya koşullarının doğurduğu her bir yeni olay oportünizmin yüzünü bir kez daha göstermesine vesile olmaktadır. Son dönemde Benazir Butto suikastı dolayısıyla Pakistan’da gelişen durum ve Butto üzerine IMT çevresinin yaptığı değerlendirmeler, Menşevik ve oportünist yaklaşımlar konusunda bir kez daha ibret verici örnekler sergiliyor.
http://www.marksisttutum.org/enternasyonal_alanda_mensevizmin_yansimalari_ii.htm
    ice 18-12-2008 21:20     #3/3    
Özde değil sözde devrimci Troçki:

Sendikaların askerileştirilmesi

2-6 Kasım 1920 tarihleri arasında V. Sendikalar Konferansı'nda Troçki; "Vidaları Sıkıştırma" (askeri disiplin) ve "Sendikaları Sarsma" gibi sloganlarla ortaya çıktı. Ayrıca sendikaların devletleştirilmesi gerektiğini ileri sürmekle kalmayıp işçi sınıfı ile parti ilişkilerinde ikna yönteminin terk edilmesini, sendikalara da askeri kuralların hakim kılınmasını talep etti.  Oysa bundan 1 yıl önce aynı Troçki tam tersi düşünceleri savunmuştu.


1921 Kronstadt ayaklanması

çarlık başkenti st. petersburg'u koruma amaçlı kurulmuş, baltık filosuna ev sahipliği yapmış -hala rus donanmasının
önemli bır kısmını barındıran- deniz üssü. sovyet devrimine en büyük destek buradaki asker sovyetlerinden gelmiştir. hatta bu durum devrimin başındaki işçi-asker sovyetleri birliği fikrine ilham olmuştur. halen petersburg'da zincirli bulunan, devrimin ilk duyurulduğu aurora zırhlısı, efsanevi potemkin zırhlısı aynı ismi taşıyan adada konuşlu bu deniz üssüne bağlı olarak görev yaparlardı.

1921de, hala büyük oranda rus toplumunda canlı olan anarşist fikirlere bağlı askerlerden oluşan kronstadt sovyeti, bolşevik otoriteye başkaldırdı. kısa bir görüşmeden sonra yeni kurulmuş kızıl ordunun başındaki leon trotsky* adaya saldırı emrini verdi, binlerce devrimci asker öldürüldü.

sovyet devrimi aslında o gün denizin dibini boyladı.

tarihin bir cilvesi, bir süre sonra troçki'nin kendisi de, stalin'in görevlendirdiği bir ajanın bir suikastına kurban gitti. devrimcilere yönelttiği namlu bu sefer kendine dönmüştü..

günümüzde rusya'da kimse kronstadt'ın tarihsel anlamını bilmez, bütün bir devrim tarihini baştan sona ezbere anlatacak 80lik yaşlılar bile. burasının tarihsel önemi rusların toplumsal hafızasından tamamen silinmiştir.

     
Sayfalar: [1]
Benzer Konular:
1. Leonardo da Vinci ve yazma tekniği...
2. Leonard Cohen
3. Leon
4. Leonardo da Vinci
5. Leon Davidoviç Troçki


hasat.org SIFIR Forum * Felsefe * Siyaset * Kültür Forumları sitesidir