Rumuz:   Şifre:   

FELSEFE | SİYASET | SANAT | YAŞAM

HASAT.ORG > Komünizm > Mao'nın gercek yüzü ve karanlık ideolojosi 21 kez görüntülendi. Paylaş
    POLAT ALEMDAR 27-03-2007 01:01     #1/9    
MAO NASIL KOMÜNİST OLDU?

Buraya kadar Çin'i Maoizm'e hazırlayan fikri dönüşümden söz ettik. Ancak bir de kişisel boyutta incelenmesi gereken bir örnek vardır: Mao'nun kendisi.


Çin komünistlerine ait bir propaganda posteri
Mao, 1893 yılında Güney Çin'de köylü bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluğundan itibaren hep Pekin'i görmeyi, orada yaşamayı hayal etti. 15'ini doldurduktan sonra başkentte yayınlanan gençlik dergilerini takip etmeye başladı. Özellikle, önceki sayfalarda değindiğimiz Yeni Kültür hareketinin yayınlarından biri olan Yeni Gençlik dergisini severek okuyordu. Bu dergi, Yan Fu ve Ding Wenjiang gibi Darwinist ideologların makaleleriyle doluydu.

Genç Mao hep görmek istediği Pekin'e 1918 yılında gitti. Burada, Pekin Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Yang Changzhi ile yakınlık kurdu. Mao'yu yetenekli bir genç olarak gören Yang Changzhi, onun üniversite kütüphanesinde işe alınmasını sağladı. Mao, kütüphanede rafları derleme, kitapların tozunu alma, odaları temizleme gibi işler yapmaya başladı. Bu sırada, daha önceden Yeni Gençlik dergisindeki makalelerini beğenerek okuduğu kütüphane müdürü Li Dazhao ile samimiyet kurdu. Li Dazhao, komünist fikirlere sahip birisiydi ve bu yüzden üniversite kütüphanesi de "kızıl salon" olarak anılır olmuştu. Çin'in komünist teorisyenleri sık sık burada toplanırlardı. Mao; Marx, Engels, Lenin gibi isimleri ilk kez burada duydu.

Mao'ya Darwinist ideolojiyi miras bırakanlardan biri; Sun Yat-Sen (solda)

Ancak Mao'nun komünizmi benimsemesini sağlayan en önemli kişi, Pekin'de değil Şanghay'daki komünistlerin lideri olan Chen Duxiu olacaktı. Genç Mao, Pekin'de geçirdiği bir kaç ayın ardından Şanghay'a gitti ve Chen Duxiu ile tanıştı. Bu kişinin en önemli özelliği ise, koyu bir Darwinist olmasıydı. Hatta sırf Darwin hakkında bir üniversite tezi hazırlamıştı.68 Darwinizm'in Çin'deki en önemli temsilcisi sayılabilecek olan bu kişi, Mao'nun tüm yaşamındaki en büyük akıl hocası oldu. Mao, yıllar sonra, "hiç kimse beni Chen Duxiu kadar etkilememiştir" diyecekti.69




Mao, Darwin'i okuduğu ve ardından ateşli bir komünist olduğu yıllarda
Hong Kong Üniversitesi tarihçisi Clare Hollingworth, Mao adlı kitabında, Mao'nun Chen Duxiu'nun Darwinist görüşlerinden çok etkilendiğini, 1970'lerde bile hala gençlik yıllarındaki Darwin araştırmalarını nostaljiyle hatırladığını anlatmaktadır.70

Mao, Chen Duxiu'dan bilimsel düzeyde Darwinist bir eğitim alırken, bir yandan da politik düzeyde dönemin Çin lideri Sun Yat Sen'den etkileniyordu. İşin ilginç yanı, modern Çin'in ve Kuomintang'ın (Milliyetçi Çin Partisi'nin) kurucusu sayılan Sun Yat Sen'in de bir Darwinist olmasıydı. Amerikalı araştırmacı Jacob Heilbrunn The New Republic'teki makalesinde, şöyle yazmaktadır:



Mao, kanlı devrimin ardından Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilan ederken
Mao'yu belirgin bir biçimde etkileyen kişi, büyük Çin devrimcisi ve milliyetçisi Sun Yat-Sen idi. Sun, Çin'in Batılı güçleri altedebilmesi için milliyetçiliği benimsemesi gerektiğine inanıyordu ve bir politik Darwinizm doktrini savunuyordu. Sun'a göre "doğa güçleri her ne kadar yavaş çalışsalar da, büyük ırkları bile yok edebilirlerdi"... 1920'lerin başlarında Mao, Kuomintang'ın lideri olan Sun'u destekledi. Sun, kendi milliyetçi partisi (Kuomintang) ile komünistler arasında bir ittifak oluşturdu ve hatta Mao bir süre Kuomintang'ın propaganda dairesini yönetti.71

Darwin'in ve Marx'ın fikirleriyle beyni yıkanan Mao, 1920 yılından itibaren ateşli bir komünist olarak sahneye çıktı. Kendisi gibi düşünen 11 arkadaşıyla, 1921 yılında Şanghay'da Çin Komünist Partisi'ni kurdu. Bu tarihten sonra, çeşitli ittifaklar, çatışmalar, gerilla savaşları ve propaganda yöntemleri kullanarak komünist partiyi güçlendirecekti. Mao'nun önderliğindeki komünistler, bir süre Milliyetçi Parti ile işbirliği yaptılar. 1920'lerin ikinci yarısında ise iki taraf birbirine düşman oldu. Mao'nun militanları, Çin'in güneyindeki Jiangxi eyaletine yerleştiler ve burada "kurtarılmış bölge" adını verdikleri ve merkezi otoritenin yönetimi dışında kalan bir düzen kurdular. İki taraf arasındaki çatışmalar yıllar boyu sürdü. II. Dünya Savaşı'nın ardından komünistlerin "kurtarılmış bölgeleri" giderek büyüdü ve neredeyse tüm Çin'i kaplamaya başladı. 1949 yılında ise Mao'nun komünistleri başkent Pekin'i ele geçirdiler ve "Çin Halk Cumhuriyeti"ni ilan ettiler.
1917'deki Bolşevik Devrimi'nden sonra, dünya ikinci kez bir komünist devrime şahit oluyordu. Bu ikinci devrimin sonuçları ise, en az birincisi kadar kanlı oldu.

"BÜYÜK ATILIM" VE BÜYÜK KITLIK

Mao, 1949 yılına kadar uzun bir gerilla savaşı yürütmüş ve büyük şehirlerde hakim olan merkezi yönetime karşı kırlarda ve dağlarda örgütlenmişti. Bunu başarmak için köylülerle iyi ilişkiler kurmak zorundaydı ve nitekim öyle yaptı. Mao, köylülere toprak ve özgürlük vaat etti, komünist Çin kurulduğunda büyük bir refah ve mutluluk bulacaklarına söz verdi. Bu vaade inanan köylüler de onu ve gerillalarını destekledi.
Ama Mao iktidara geldikten sonra herşey çok değişti. Devrimden sonraki ilk yıllarda Mao tüm Çin'e hakim olma ve komünist otoriteyi her bölgede kurmakla uğraştı. Bu arada binlerce kişi "sınıf düşmanı" olmak suçuyla tutuklandı ve halka açık idam gösterileriyle asıldı. Mao, 1950'lerin ortalarında ise Stalin'in Sovyetler Birliği'nde uyguladığı kollektivizasyona benzer bir girişim tasarlamaya başladı. 1958 yılında bu girişim uygulamaya kondu. Mao, projesine "Büyük Atılım" adını vermişti. Ama proje Çin halkına sadece büyük bir kıtlık ve işkence getirdi.
Kızıl Çin'in propaganda posteri: Marx Engels tarafından başlatılan, Lenin ve Stalin tarafından sürdürülen komünist ideoloji, en son Mao tarafından devralınmış... Gerçekte Marx-Engels ikilisinden Lenin'e ve Stalin'e, onlardan da Mao'ya aktarılan şey, komünizmin "kan dökme kuyusu"dur. Lenin ve Stalin 50 milyon, Mao ise 60 milyon insanın katilidir.

Büyük Atılım, tüm Çin'in tarımsal ve endüstriyel üretimini katlamak sloganıyla başlatılmıştı. İşçilerin çalışma saatleri artırıldı ve makineler hiç durmayacak şekilde çalıştırılmaya başlandı. Ama tamir ve bakım için bile durdurulmasına izin verilmeyen makineler kısa süre sonra bozulmaya ve devre dışı kalmaya başladılar.

Asıl akılsızlık ve facia ise tarımda yaşandı. "Özel mülkiyeti kaldırarak üretimi artırma" adı altında, tüm köylüler tarlalarını kooperatifleştirmeye zorlandılar. Stalin Rusyası'nda yaşanan silahlı zoralımlar tekrar edildi. Dahası, Çin'in bazı bölgelerindeki köylüler, kollektivizasyona gönüllü davranmadıkları için Mao tarafından cezalandırıldılar. Ceza, bu insanların aç bırakılarak ölüme mahkum edilmesiydi.

Büyük Atılım, kısa zaman içinde büyük bir kıtlığa dönüştü. Bu, Stalin'in Ukrayna'daki yapay kıtlığı gibi, insan yapımı bir kıtlıktı. Komünizmin Kara Kitabı'nda Büyük Atılım dönemi Çin manzaraları şöyle anlatılıyor:

Mao'nun "Büyük Atılım" adını verdiği girişim o denli akılsızca ve zalimce bir projeydi ki, ülkenin hem tarımı hem de ekonomisi felce uğradı. 30 milyonun üzerinde insan da kıtlık sonucunda öldü. South China Morning Post gazetesinin Pekin büro şefi Jasper Becker, Hungry Ghosts: Mao's Secret Famine (Aç Hayaletler: Mao'nun Gizli Kıtlığı) adlı kitabında bu kıtlığın içyüzünü detaylarıyla anlatmaktadır.
Açlığın siyasi kaynaklı oluşu, yüksek ölüm oranlarının köktenci Maocular tarafından yönetilen taşra bölgelerinde yoğunlaşmasıyla kanıtlanmıştır, oysa buraları olağan zamanlarda tahıl ihracatçısı bölgelerdi... Henan'daki eylemciler, tıpkı Mao gibi, tüm zorlukların köylülerin tahılı saklamasından kaynaklandığına inanmıştı: ülkenin ilk halk komününün kurulduğu Xinyang'ın (10 milyon nüfuslu) vilayet sekreterine göre "Sebep gıda eksikliği değildi. Bol miktarda tahıl vardı, ama burada yaşayanların yüzde 90'ında ideolojik sorunlar bulunuyordu. Köylülerin tümüne karşı 1959 Sonbaharı'nda askeri türde şiddetli bir saldırı başlatıldı; bunun sorumluları, Japon karşıtı gerilla hareketinin yöntemlerini kullanıyordu. En azından 10.000 köylü hapsedildi; bunların birçoğu o sırada açlıktan ölecekti. Bütün özel şahıs mutfaklarındaki araç gereçlerin (kullanılmış çelik haline dönüştürülmemişlerin), tüm öz tüketimi ve kooperatif ürünlerini yürütme arzusunu yasaklayacak biçimde, parçalanması için emir verildi. Sert kış yaklaşırken, her türlü ateş yakma da yasaklandı! Baskı eylemleri dehşet vericiydi: Binlerce tutukluya sistemli işkenceler ve öldürülen çocukların haşlandıktan sonra tarlalarda gübre olarak kullanılması. Oysa bu sırada, ulusal bir kampanya "Henan'dan ders alınması" için propaganda yapıyordu. "Kızıl bayrağın ölüm oranı yüzde 99 olsa bile gönderde tutulacağının" ilan edildiği Anhui'deki kadrolar, canlı canlı toprağa gömme ve kızgın demirle işkence gibi eski iyi geleneklere döndüler.72

Mao, "köylü sosyalizmi" sloganıyla ortaya çıkmış, iktidara gelene kadar Çinli köylülere hep toprak, aş ve korunma vaat etmişti. Ama Mao'nun iktidarı, köylülere modern tarihte eşine rastlanmayacak acılar ve işkenceler çektirdi:
Olaylar, gerçek bir köylü karşıtı savaşa dönüştü... Bazı köylerde açlıktan kaynaklanan ölümlerin oranı yüzde 50'yi geçiyordu; bazen sadece yönetim kadroları güçlerini kötüye kullanarak yaşama fırsatı elde ediyordu. Ve aynı Henan'daki gibi, özellikle de çocukların yenilmek üzere değiş tokuş edildiği "ortak mezarlar"da yamyamlık olayları çok sayıdaydı (63'ü resmen doğrulanmıştır)...

Ülkenin tümünde ölüm oranı 1957'de yüzde 1.1'den, 1959 ve 1961'de yüzde 1.5'e, özellikle de 1960'ta yüzde 2.9'a sıçradı. 1957'de yüzde 3.3 olan doğum oranı, 1961'de yüzde 1.8'e düştü. Doğum açıklarını (muhtemelen 33 milyon, bazıları basitçe gecikmiş doğumlardı) hesaba katmazsak, kıtlığın sonucu yüksek ölüm oranına bağlı kayıplar 1959'dan 1961'e dek 20 ile 43 milyon kişi arasındadır. Burada, öyle görünüyor ki Çin'in tarihindeki –kuşkusuz dünya tarihinin de- en ciddi açlığı söz konusudur.73


Büyük Atılım yıllarında Çinlilere komünizm propagandası yapan bir Komünist Parti militanı
Büyük Atılım sırasında bir Çin köyünün yakınından geçen bir Batılı gözlemcinin notları, Maoculuğun zalim ve alçak yüzünü tarif etmektedir:
Köyün tam yanından geçiyorduk. Güneşin göz kamaştırıcı ışınları, kerpiç duvarların arasında biten zümrüt yeşili yaban otlarını aydınlatıyor, böylece çevredeki bakımlı pirinç tarlalarıyla kontrast oluşturarak manzaranın perişanlığını pekiştiriyordu. Yabani otların arasından, bana bir ziyafet sırasında anlatılmış olan olay birden gözlerimin önünde canlandı (aynen böyle): ailelerin çocuklarını yemek üzere birbirleriyle değiş tokuş ediş sahnesi. Kendi çocukları karşılığında aldıkları çocukların etini çiğneyen anne babaların kederli yüzlerini açıkça gördüm. Köyün yakınında bulunan tarlalarda kelebek avlayan yumurcaklar, bana sanki ebeveynleri tarafından mideye indirilen çocukların dünyaya yeniden doğuşu gibi geliyordu. İçim onlara karşı merhametle doluyordu. Ama anne babalarına çok daha fazla acıyordum. Başka ebeveynlerin gözyaşları ve acıları arasında, karabasanlarında bile tatmak zorunda kalacaklarını hayallerinden geçirmedikleri bu insan etini yutmaya onları kim zorlamıştı? Bu sırada, 'insanlığın birkaç yüzyıldır, Çin'in ise bin yıllardır sadece bir tane ürettiği' bu celladın kim olduğunu anladım: Mao Tse-Tung. Mao Tse-Tung ve müritleri, yöntemleri ve caniyane siyasetleriyle, açlıktan çılgına dönen anne babaları; açlıklarını gidermek için kendi canlarından kopan etleri başka ebeveynlere, açlıklarını gidermeleri için onların canlarından kopan etler karşılığında vermeye zorlamışladı. Mao Tse-Tung, demokrasiyi katlederek işlediği cinayeti temize çıkarmak için 'Büyük Sıçrama'yı ortaya atmış ve açlıktan şaşkına dönmüş binlerce, yüz binlerce köylüyü ve eski yoldaşlarını çapalarla tepelemeye; böylece kendi canlarını, çocukluk arkadaşlarının eti ve kanıyla kurtarmaya mecbur etmişti. Hayır, cellat olan onlar değildi; cellatlar basbayağı Mao Tse-Tung ve ortaklarıydı.74

MAO'NUN KITLIĞINDA "EVRİMCİ BİLİM" ETKİSİ

Mao'nun Büyük Atılım politikası sonucunda 1958-61 yılları arasında Çin genelinde yaşanan kıtlık, tarihin en büyük ve en ölümcül kıtlığı olarak kabul edilir. Kıtlık sonucunda ölen insan sayısının 40 milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir. Bu, o dönemdeki nüfusa göre, tüm Türkiye nüfusunun ölmesi kadar korkunç bir felakettir.
Peki felaketin nedeni nedir? Üstte değindiğimiz gibi Mao'nun militanları köylüleri kollektivizasyona zorlamışlar, 100 ila 300 köylü aileden oluşan kalabalık "komünler" kurmuşlar, bu da tarımsal verimi çok düşürmüştür. Bazı bölgelerdeki köylüler ise Maocu yönetim tarafından cezalandırılmış, kasten aç bırakılmıştır.

Ancak bütün bunlar, 40 milyon insanın nasıl öldüğünü açıklamaya yetmez. Nitekim bu büyük felaketin bir başka önemli nedeni daha vardır: Mao, 1930'lu ve 40'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nde uygulanan "Lysenko modelini" Çin tarımına adapte etmeye kalkmış, Lysenko'nun denemelerini zorla köylülere uygulatmış ve bunun sonucunda tarımsal ürünlerinde büyük zayiatlar olmuştur.

Lysenko konusunu bir önceki bölümde incelemiştik. Stalin dönemindeki "proleterya bilimi" safsatasının bir sonucu olarak, Sovyet biyolojisi koyu bir evrimci olan Trofim Lysenko'ya emanet edilmişti. Lysenko, genetik bilimini reddediyor ve bunun yerine Darwin'in öncüsü Lamarck tarafından ortaya atılan "kazanılmış özelliklerin sonraki nesillere aktarılması" teorisine inanıyordu. Lysenko'nun hurafesinin Sovyet tarımına uygulanması, büyük kayıplara yol açmıştı.


Büyük Atılım'ın propaganda posterlerinde Mao büyük bir tarım dahisi olarak gösteriliyor ve verimli tarlaların içinde tasvir ediliyordu. Oysa Mao'nun Lysenko'nun evrimci hurafelerine dayanarak uygulattığı yöntemler tarımsal bir facia ile sonuçlanıyordu.
Ancak Mao, Stalin dönemindeki bu faciadan ders almadı. Aksine, gençliğinden itibaren koyu bir Darwinizm eğitimiyle yetişen Mao ve kurmayları, "proleterya bilimi"ne inanmaya devam ettiler ve evrim teorisinin gereklerine göre bilimi çarpıtmayı sürdürdüler. Büyük Atılım sırasında Lysenko modeli aynen taklit edildi ve Çin köylüleri "evrimci bilim"e göre tarım yapmaya zorlandı.

South China Morning Post gazetesinin Pekin büro şefi Jasper Becker, Hungry Ghosts: Mao's Secret Famine (Aç Hayaletler: Mao'nun Gizli Kıtlığı) adlı kitabında, Büyük Atılım sırasında uygulamaya konan Lysenkocu tarım girişimlerini detaylı olarak anlatır. Becker'in bildirdiğine göre, her biri ayrı bir felaketle sonuçlanan bu uygulamalar şöyledir:

Yakın Ekim: Lysenko, bitki tohumlarının etraflarındaki doğal şartlara uyum sağlayarak evrimleştiklerini öne sürmüş ve tohumları birbirine çok yakın olarak toprağa ekmek suretiyle, aralarında "sosyalist dayanışma" sağlanacağını iddia etmişti. Maocular bu hurafeyi uygulamaya geçirdiler. O zamana dek Güney Çin'deki tarlalarda bir dönüm araziye ortalama 1.5 milyon tohum ekilirdi. Komünistler 1958 yılında bu rakamın 6-7 milyon tohuma çıkmasını emrettiler. 1959'da rakamı daha da artırdılar ve 12-15 milyon tohum ekilmesi emrini verdiler. Bunun sonucunda ekilen tohumların çok büyük bir bölümü ziyan oldu ve tarımsal üretimde çok büyük bir düşüş yaşandı.75

Derin Çapalama: Lysenko'nun yardımcılarından biri olan Teventy Maltsev, tarlalar daha derin çapalandığında, bitkilerin köklerinin de daha derinde gelişeceğini iddia etmişti. Bu Lamarckçı iddia da Çinli komünistler tarafından benimsendi ve uygulandı. Büyük Atılım sırasında Çinli köylülere tarlalarını 1.5 metre derinliğe kadar çapalamaları emredildi. Zorla yaptırılan bu uygulama neticesinde on milyonlarca köylü aylarca çapalama yapmak zorunda kaldı. Sonuç yine büyük bir üretim kaybı ve kıtlıktı.76
Serçe Katliamı: Mao, tarımsal ürünlere zarar veren hayvanların soyunun tüketilmesi için bir kampanya başlattı. Bu kampanyanın en büyük hedefi serçelerdi. Tüm Çin'de serçeleri avlamak ve öldürmek için özel yöntemler kullanılmaya başlandı. Ancak bunun sonucunda serçelerin yediği böceklerin sayısında patlama yaşandı ve bunlar tarımsal ürünlere serçelerden çok daha fazla zarar verdiler.77

Gübresiz Tarım: Lysenko'nun önerilerine uyarak, Çin komünistleri kimyasal gübrelerin kullanımına son verdiler. (Tohumların gübresiz kaldıklarında, bu yeni duruma uyum gösterecek şekilde "evrimleşecekleri" ve böylece gübre kullanmadan da aynı verimin sağlanacağı düşünülüyordu.) Bu deneme de tarımsal verimi büyük ölçüde düşürdü.78

Lysenko'nun evrimci hurafelerine dayanan tüm bu uygulamalar, tarihin en büyük kıtlığına sebep oldu. Ama milyonlarca insan açlıktan can çekişerek ölürken, hiç kimse rejimi ve oluşturduğu felaketi eleştirmeye cesaret edemiyordu. Bir tek Savunma Bakanı General Peng Dehuai, Mao'ya bir mektup yazarak kıtlığın felaketini anlatmaya kalkmış, ama bunun sonucunda "sağcı" olmakla suçlanarak tasfiye edilmişti. Kıtlık sırasında resmi raporların hepsinde "tarımsal üretimde çok parlak sonuçlar elde edildiği" yalanı yazılıyordu. Dahası, Çin bu yalana dünyayı inandırabilmek için büyük miktarlarda tahıl ihraç ediyordu. Bazı bölgelerde halk açlıktan ölürken, tahıl ve pirinçler büyük ambarlarda saklanıyor, sonra da ihraç için merkezlere gönderiliyordu.79

Aynı tarım politikası daha sonra Kamboçya ve Kuzey Kore gibi komünist ülkelerde de uygulandı ve yine aynı sonucu verdi: Büyük bir verimsizlik, kıtlık ve toplu ölümler. Komünistler, olağanüstü bir akılsızlık, körlük ve şuursuzluk içinde Lysenko'nun ve Stalin'in uydurduğu "komünist tarım atılımı"nı körü körüne uyguladılar.

Çünkü inandıkları materyalist felsefenin temeli olan evrim teorisi, bunu gerektiriyordu.

MAO'NUN DARWINİST ZULMÜ

Evrim teorisi, Mao'nun Çin'in başına getirdiği felaketlerin tümüyle yakından ilgilidir. İncelediğimiz gibi, 1958-61 yıllarındaki büyük kıtlık, Lysenko modeli "evrimci bilim"in uygulanması sonucunda olmuştur. Bunun yanında, bir de Mao'nun ve Çin'e hakim olan komünist kadronun şaşırtıcı zalimliği ve acımasızlığı vardır. İnsanları kasten aç bırakma, yamyamlık gibi akıl almaz bir vahşete zorlama gibi politikalar, nasıl bir kafa yapısına dayanmaktadır?
Bu, kuşkusuz Mao'nun ve onunla birlikte hareket eden tüm komünist kadroların insana bakış açısıyla yakından ilgilidir. Daha önceki bölümlerde Sovyet terörünün ardında, insanların hayvan olarak görülmesinin yattığını incelemiştik. Aynı durum Çin örneğinde de geçerlidir. Mao ve Maocu komünistler, bir hayvan sürüsü olarak gördükleri halkın çektiği acılardan hiçbir şekilde etkilenmemiş, bunu doğanın makul ve normal bir işleyişi olarak görmüşlerdir. Komünizmin Kara Kitabı'nda Mao'nun bu bakış açısı şöyle ifade edilir:

Mao, Çin'deki hükümranların geleneğine uygun olarak, ama kendi çevresinde özenle dokunan efsanenin aksine, köylü denen bu kaba ve ilkel yaratıkların basit hayatta kalma uğraşları konusunda pek az endişe gösteriyordu.80

Mao'nun, komünizme muhalif olarak gördüğü kimseleri Darwinist önyargıyla "hayvan" olarak kabul edişi, Harvard Üniversitesi'nden tarihçi James Reeve Pusey'in China and Charles Darwin (Çin ve Charles Darwin) adlı kitabında da vurgulanır. Pusey "Mao'nun fikirlerinin, Darwinist ironi ve çelişkilerin güçlü bir karması olduğunu"81 belirtmekte ve şöyle yazmaktadır:
Mao Tse-tung, 1964 yılında "bütün aşağılık hayvanlar yok edilecektir" diye tehdit savurmuştu. Bununla, düşmanlarını insanlıktan çıkarıyordu, bu kısmen Çin geleneğindeki abartıya, kısmen de Sosyal Darwinist "realizm"e dayanıyordu. Aynen anarşistler gibi, devrime tepki duyanları evrimsel başarısızlıklar olarak görüyor ve soylarının tükenmesini hak ettiklerini düşünüyordu. Halkın düşmanları insan değildi ve insan olarak muamele görmeyi hak etmiyorlardı.82

İnsanı bir hayvan türü olarak gören anlayış, insanlar üzerinde "deney" yapmayı da son derece makul karşılıyordu. Büyük Atılım sırasında, yeni "beslenme" yöntemleri düşünülmüş ve bunlar açlıktan kıvranan insanlar üzerinde acımasızca denenmişti:
Hayatta kalanlar ise atların dışkılarında sindirilmeden kalan mısır tanelerini ve inek tezeklerinden kurt topluyordu. Bu kişiler aynı zamanda, ekmek yapımında una yüzde 30 kağıt hamuru ya da haşlanmış pirince bataklık planktonu karıştırılması gibi açlık giderici denemelerde kobay olarak kullanılıyordu. Birinci karışım, tüm kampı sonu ölümle biten dayanılmaz sancılı kabızlıklara sürüklüyordu; ikincisi de aynı biçimde hastalığa sebep oluyor, en zayıf olanlar ölüyordu. Sonunda tüm ülkeye yayılacak olan öğütülmüş mısır saplarında karar kılındı.83

Mao'nun Büyük Atılım projesi, aslında bir tür doğal seleksiyon denemesiydi. Mao, Çin toplumunu olabilecek en ağır şartlara zorluyor, bu yolla zayıfları ve komünizme karşı olanları eliyordu. Bir yandan da açlık yoluyla köylülerin beyinlerini yıkamaya, onları kendisine ve komünist düzene bağımlı hale getirmeye çalışıyordu. Bu hareketin fikri temeli ise Darwinizm'di. Nitekim Mao, "Büyük Atılım" sırasında aynı zamanda bir "eğitim atılımı" başlatmıştı ve bu eğitim kampanyasında başrolü diyalektik materyalizmle birlikte Darwinizm oynuyordu. Mao, o dönemdeki bir söylevinde, "Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve Evrim Teorisi'ne dayanmaktadır" diyerek, uyguladığı vahşetin dayanağını açıkça ifade ediyordu.84
Mao, Büyük Atılım'ın hemen ardından, 30 Ocak 1962'de Komünist Parti üyelerine yaptığı bir konuşmada ise, Çin Komünist Partisi ile Darwin arasında şöyle paralellik kuruyordu:

... Darwin gibi doğa bilimcilerinin doktrinleri uzun süre insanların çoğunluğu tarafından kabul edilmemişti, yanlış olarak değerlendirilmişti. Onlar dönemlerinde azınlıktılar. Bizim Partimiz de 1921'de kurulduğu zaman yalnızca birkaç düzine üyeye sahipti; biz de azınlıktık. Fakat bu kadar az insan gerçekliği ve Çin'in kaderini temsil etmekteydi.85

Kısacası Mao, kendi partisinin çabalarını Darwin'in çabaları ile eş tutuyor, ona verdiği değeri ve duyduğu hayranlığı bu sözlerle ifade ediyordu. Kendi komünist partisinin fikirleri gibi Darwin'in fikirlerinin de ilk başta çok az insan tarafından kabul gördüğünü, ama bu durumun fikirlerinin doğruluğunu değiştirmediğini iddia ediyordu.
Ama tıpkı Darwin'in fikirleri gibi, Mao'nun fikirleri de birer hurafeydi.

Nitekim Büyük Atılım sonucunda 30 ila 45 milyon Çinli kıtlık nedeniyle yaşamını yitirdi. Pek çok köylü kollektivizasyona direndiği için işkence gördü ve öldürüldü. Komünizm hakkında en ufak bir olumsuz tavrı görülen on binlerce insan "sınıf düşmanı" ilan edilip tutuklandı, işkenceye uğradı, Çin'in korkunç cezaevlerinde hayvan muamelesi gördü ve sonunda idam edildi.

Söz konusu cezaevleri, Çin komünizminin vahşetinin sergilendiği özel mekanlardı.

MAO'NUN CEZAEVLERİ

Mao döneminde Çin tam anlamıyla bir korku toplumu haline gelmiştir. Bunun nedenlerinden biri, sayıları milyonlarla ifade edilen insanın çoğunun herhangi bir somut suçu olmadığı halde, komünizme muhalif sayılarak tutuklanması, hapsedilmesi ve bir süre sonra büyük kentlerin meydanlarında düzenlenen idam törenleri ile öldürülmesidir. Mao'nun direktifleriyle 6 ila 10 milyon arasında kişinin doğrudan öldürüldüğü hesaplanmaktadır. Yaklaşık 20 milyon "karşı devrimci" de, ömürlerinin önemli bir bölümünü cezaevlerinde geçirdi. Ama bu cezaevlerinde yaşamak, ölmekten beterdi. Komünizmin Kara Kitabı'nda bu cezaevlerinden şöyle söz ediliyor:
100 metrekarelik bir hücre 300 tutuklu ve Şanghay'daki Merkez Tutukevi'nde 18 bin kişi; açlık tayınları, iflah kesen işler; sürekli fiziksel şiddetle beraber (örneğin, tüm yürüyüşlerde başın eğik durması zorunlu olduğundan, başını kaldırana dipçik darbesi) insanlık dışı bir disiplin. Ölüm oranı, 1952'ye kadar kuşkusuz yüzde 5'in çok üzerindeydi, altı ay içinde Guangxi'deki bir kampta yüzde 50'lerin üzerinde ya da Shanxi'deki bazı maden ocaklarında günde 300 ölüye kadar çıkıyordu. En değişik ve en sadist işkenceler sıradan uygulamalardı; bunların arasında en yaygın olanı bileklerden ya da işaret parmaklarından askıya alınmaktır; bir Çinli rahip 102 saat sürekli sorgulamadan sonra ölmüştü. En kötü gaddarlıklar denetimsiz bir biçimde ortalığı kasıp kavurabiliyordu: bir kamp komutanı, birçok tecavüz olayının yanı sıra, bir yıl içinde 1320 tutukluyu ya katlettirmiş ya da canlı canlı toprağa gömdürmüştü. O sıralarda oldukça sık görülen başkaldıranlar da (birçoğu eski asker olan mahkumların moralman çökmesi için yeterli zaman geçmemiştir henüz) gerçek katliamlara yol açar: Yanchang petrol bölgesinde 20 000 mahkumdan birkaç bini idam edilir; 1949'da bir orman işletmesindeki 5 000 asinin 1000 kadarı canlı canlı toprağa gömülür...86

Özel kelepçeler takmak ve bunları mahkumların bileklerinde iyice sıkmak, Mao'nun cezaevlerinde yaygınlıkla uygulanan bir işkence biçimiydi. Mahkumların ayak bileklerine aynı zamanda zincirler de geçiriliyordu. Hatta bazen kelepçeler, mahkumun ne yemesine ne içmesine ne de tuvalete gitmesine imkan verecek şekilde, penceredeki parmaklıklardan birine tutturuluyordu. Amaç, bireyi küçük düşürerek maneviyatını kemirmekti… Halk hükümeti, her türlü işkenceyi yasakladığını iddia ettiğinden, buna resmen 'cezalandırma', ya da 'ikna' adı veriliyordu. 87
Tüm bu vahşetin öncelikli amacı, rejim muhalifleri başta olmak üzere tüm topluma korku salmaktı. Bir diğer hedef, işkence ve korku yoluyla insanların kişiliğini çökertmek, onları insanlıktan çıkarmak ve "hayvanlaştırmak"tı. Mao, bu şekilde bütün Çin nüfusunu bir hayvan sürüsü haline getirmek ve bu yolla yönetmek amacındaydı.

Mao'nun Çin üzerindeki bu totaliter ve zalim projesinin hayata geçirildiği önemli bir dönüm noktası, "Kültür Devrimi" oldu.



MAOCULUK TEHLİKESİ SÜRÜYOR
Asyalıların tarihi geleneğinde sertlik vardır. Özellikle Uzakdoğu Asya, tarih boyunca şiddetli çatışmaların, kan davalarının, vahşi intikamların yurdu olmuştur. Bu geleneğin üzerine komünizm gibi şiddeti ve vahşeti meşru gören, hatta gerekli sayan bir ideoloji eklenince, sonuç tam bir felaket olmuştur. Darwinizm'i temel alan, dolayısıyla insanı çatışarak kan dökmeye mahkum bir hayvan türü olarak gören komünizm, Uzakdoğu Asya'nın pirinç tarlalarını birer ölüm tarlası haline getirmiştir. Dahası, Uzakdoğu Asya'da komünizmin medeniyet ve kültür düşmanlığı daha ileri boyutlara varmış, cehaleti, çirkinliği, tekdüzeliği ve düşünmemeyi makbul gören, medeniyet yerine hayvanca yaşamayı tercih eden korkunç bir ideoloji ortaya çıkmıştır.

İşin ilginç yanı, böylesine zalim ve ilkel bir ideolojiyi körü körüne benimseyen ve bunu dünyanın diğer ülkelerine yaymaya çalışan pek çok örgütün ve akımın var olmasıdır. Bugün dünyanın farklı ülkelerinde pek çok Maocu terör örgütü veya ideolojik grup faaliyet halindedir. Maocular, Sovyetler Birliği'nin çökmesini, "komünizmin yanlış bir yorumunun iflas etmesi" gibi göstermekte ve bu çöküşle birlikte Maoizm'in haklı çıktığını iddia etmektedirler. Mao'nun korkunç vahşetlerini, cinayetlerini, kıtlıklarını, zalimliklerini tamamen göz ardı ederek, bu karanlık ideolojiyi sözde dünyanın geleceği için tek alternatif gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Özellikle az gelişmiş ülkelerde örgütlenen Maocular, "Üçüncü Dünyacılık" olarak bilinen köhne teoriyi yeniden uyandırarak, bu ülkeleri komünizmin karanlığına çekmeye çalışmaktadırlar.

Anlaşılan odur ki, Mao'nun işkence ederek öldürdüğü on milyonlarca insan, bu komünistleri tatmin edememiştir. Daha fazla kan istemektedirler.

Kitabın son bölümünde, Maoculuğun bu sinsi gelişimini daha detaylı olarak inceleyeceğiz.
    KARGA 27-03-2007 09:35     #2/9    
Bir de alıntının kaynağını belirtsen seviniriz...
    POLAT ALEMDAR 27-03-2007 11:24     #3/9    
author=KARGA link=topic=14705.msg240505#msg240505 date=1174977352>
Bir de alıntının kaynağını belirtsen seviniriz...


tamam kardeş...


http://www.harunyahya.org/


http://www.harunyahya.org/search/ara.php


yazıyı ikinciden alıntı... saygılar..KARGA.. :)

    xerken 05-04-2007 16:49     #4/9    
Zaten alıntıdan başka bir bilgin yok olsa idi mao hakkında böyle konuşamazdın....Harun amcanızdan öğrenipte daha doğrusu sallamaları buraya yazma istersen :S

Çin Devrimi adlı bir kitap var al oku MAO nun yaptığı fedakarlıkları....
    data_grrr 05-04-2007 19:54     #5/9    
beri yandan mao nun tüm fedakarlıkları da faydalı sayılmadı tabi ki..
dinlere, bazı felsefelere karşı yasakçı, baskıcı tutum, gelenekselin (yani geleneksel tıbbın, bugün bizim kullandığımız alternatif tıp) yadsınması.. fazla yükseltilen bir bilim adına yapılan herşey yani.. bunların tek sonucu hristiyanlığın en hızlı yaygınlaşan din olması şimdi çinde.. :)
    xerken 05-04-2007 21:50     #6/9    
Hocam o döneme göre değerlendirilmesi lazımdır.Bu arada da çinlilerin büyük bir kısmı ateist yani konfüçyüsün yolundan giderler geriye kalanların ise çoğu müslümandır.(:
    data_grrr 05-04-2007 22:11     #7/9    
çoğunluğu evet ateizm türü sayılan felsefeye sahip, budizm, konfüçyanizm, taoizm.. ama bunları bir zamanlar devlet dinleri iken oldukları biçimleri ile karıştırmamak gerekli.. bireysel anlamda felsefe..organize olunca din bunlar..(tanrısız dinler)

din olarak tanındığnı şu wikipedi paragrafından örendim
"Çin Komünist Partisi, resmi olarak ateist, başlangıçta diğer dinlerle beraber Taoismi yasakladı. 66'dan 76'ya süren kültür devrimi boyunca, bir çok Taoist tapınak ve yere zarar verildi ya da yok edildi. Rahip ve din adamları çalışma kamplarına gönderildi. Bu yasaklamalar 79'da kalktı ve bir çok taoist geleneklerini yaşatmaya devam etti. Sonunda komünist liderler Taoismi çinin önemli bir geleneksel dini ve ayrıca turizm için oldukça faydalı buldular. Bir çok tapınak yeniden inşa edildi.
Taoism Çin Halk Cumhuriyeti tarafından tanınan 5 dinden biridir."

bu arada tibetliler müslüman değil heralde (tibet budizmi).. baskı derken biraz da onları kastettim.. ve otoriteyi sevmeyen taoistleri..
80-100 milyon hristiyan, 20 milyon kadar da müslüman olduğu düşünülüyor.. neyse önemli olan garip durum hristiyanlığın yükselişte olması..
o döneme göre değerlendirmek lazım tabi.. o dönemde yapılan 'bilimsel' bir hata bugün bilimsel olarak gösterilebiliyor.. demek ki bilime karşı şüpheci olmalıyız.. (yeniden geleneksel tıp kitaplarının okutulmasını kastediyorum)
    MİTKA 30-06-2007 16:48     #8/9    
Alıntı kaynağı göstere göstere Harun Yahya'yımı gösterdin.Kimdir Harun Yahya kim diye tanılır ülkemizde sayısız davaları bilinir.isterseniz o konuylada ilgili bir araştırma yapınız.
    leninist1986 01-07-2007 15:33     #9/9    
maoist değilim ama yazıyı buraya yapıştıran arkadaşı da eleştirmeden geçemeyeceğim.
fikirlerin kendisine ait olmadığını kendisinin mao ve maoizme karşı bir eleştiri geliştiremediği için rastgele bir kaynaktan alıntı yaptığını biliyoruz. kaynağı defalarca eleştirdiğimiz için kaynak konusunda konuşmayacağız.
ama şunu söylemek istiyorum. mao nun bütün düşünceleri evrim temeline oturtularak eleştirilmeye çalışılmışki bu da yüzlerce sakatlığa sebep olmuş.
liloyşenkonun evrim biliminden anlamadığı ortadadır ki zaten davası da devam etmektedir. evrim adı altında uygulanan yöntemleri evrim biliminin karanlık yüzü diye göstermek yalanın ta kendisidir. sosyalizme de ciddi bir saldırı var ki çin de uygulanan şeyin sosyalizm olup olmadığı da ayrıca tartışılmalıdır. evet yazılanlar yaşanmıştır ama marksizmin ve evrim teorisinin suçu değildir.
polat arkadaşımızın huyu olsa gerek. bir konu açar gerisini takip etmez. çünkü konu hakkında bir fikri yoktur sadece kopyala yapıştır yapar o kadar.
     
Sayfalar: [1]
Benzer Konular:
1. Mao'nın gercek yüzü ve karanlık ideolojosi


hasat.org SIFIR Forum * Felsefe * Siyaset * Kültür Forumları sitesidir