Rumuz:   Şifre:   

FELSEFE | SİYASET | SANAT | YAŞAM

HASAT.ORG > Felsefe > Üstün İnsan&Kutlu İnsan&İnsanı Kamil 267 kez görüntülendi. Paylaş
    Arayış 09-02-2009 23:34     #1/3    
Herkesin bir Aşkın İnsan tanımı var...

Hz Muhammed :Beşer-İnsan modellemesi..
Nietzsche      :İnsan-Üst İnsan Modellemesi
Lao-Tzu        :İnsan-Kutlu İnsan Modellemesi

Neredeyse her bilgenin kendi modellemesi mevcut.....


KUTLU İNSAN (Chuang-Tzu)


Öyle ise doğru bilginin varlığı, ancak kutlu insanın varlığına bağlı. Peki ama nedir kutlu insan?

Eski devirlerde kutlu insanlar, bilgileri ile baş başa kalmaktan korkmazlar, kahramanlıklara girişmezler, planlar kurmazlardı. Bu yüzdendir ki, başaramazlarsa yerinmezler, başarırlarsa övünmezlerdi. Bu yüzdendir ki, başları dönmeden en yükseklere çıkabilirler, ıslanmadan suya dalabilirler, yanmadan ateşi geçebilirlerdi. Bu yüzdendir ki bilgileri, Tao'ya uyumla yükselirdi.

Eski devirlerde kutlu insanlar, uyurken karabasan görmezler, uyanıkken korku duymazlardı. Yedikleri basit, solukları derindi. Kutlu kişi nefesini topuklarından alır, basit insanın ise soluğu boğazında kalır, sözcükler gerilim içinde ve zorlukla, kusar gibi fırlar onun ağzından. Tutkular ne kadar derinse, gerçek benliğinin yaşam gücü de o denli zayıftır.

Eski devirlerde kutlu insanlar, doğuma sevgiyle, ölüme nefretle bakmazlardı. Onlar için başlangıç sevinmek için, geri gönüş ise üzülmek için bir neden değildi. Gelişleri telaşsız, gidişleri telaşsızdı. Kaynaklarını gözden yitirmezler, sonlarına erişmede acele etmezlerdi. Yazgılarını olduğu gibi kabul eder, mutlu olurlar ve sonunda da kaygısız göçer giderlerdi. Böylece bilinçleri ile Tao'yu çarpıtmazlar, insan olarak doğanın akışına yardımcı olmaya kalkışmazlardı. İşte budur kutlu insan.

Bu yüzdendir ki, yürekleri sağlam olurdu onların, yüzleri korkusuz, alınları kırışıksız olurdu. Yürekleri ısınmazsa bu, kışın soğuğu değil, güzün serinliği olurdu. Yürekleri ısınırsa bu, yazın sıcağı değil, baharın ılıklığı olurdu. Duyguları kişisel tutkulardan uzaktı dört mevsim gibi. Her bir varlığa ona uygun şekilde davranırlardı ve kimse bilmezdi onların benliklerinin derinliğini...

Bu yüzdendir ki, her kim ki dünyayı değiştirdiğine sevinirse, gerçekten kutlu kişi değildir o. İnsanlara sevgi ve bağlılıkla yönelirse, gerçekten iyi değildir o. Etkisi zamana bağlı ise, gerçekten büyük değildir o. Mutluluk ve mutsuzluğun ötesinde değilse, gerçekten yüce ruhlu değildir o. Şan uğruna canını yitirirse, gerçekten yiğit değildir o. Ve özveriyle canını da verse, yerinde yapmayı bilmiyorsa bunu, yine de insanlığa hizmet etmiş olmaz. Eski devirlerde öyle kişiler de vardı ki, özverileriyle ün yapmışlardı. Oysa bunlar yalnızca başkalarının tutkularını doyurmaya  çabalamışlar, bu sırada kendileri için çok gerekli olan şeyleri ise göz ardı etmişlerdir.

Eski devirlerde kutlu insanlar diğer insanlara karşı görevlerini yerine getirirlerdi, ama onları dostluğun bağı ile kendilerine bağlamadan. Alçakgönüllüydüler ama dalkavukluk etmeden. Kişilikliydiler, ama "dünyanın merkezi benim" demeden. Ayrıntılara yakalanmazlardı, ama kimseye tepeden bakmadan. Neşeli, dost, güleçtiler, ama yine de geride kalır, çevreleriyle ilişkiden olanağınca kaçınırlardı.

Bu insanlar bizi kendilerine çeker, yüreğimize işlerler; onların varlığının etkisi ile bizim de yüreğimiz pekişir. İçinde yaşadıkları çağın kurallarını hor görmez, onlara eksiksiz uyarlar. Yüreklerini açmaz, gururla içlerine kapanık yaşarlar. Konuşurken sözlerini tutumlu harcarlar; çoğu kez gözlerini indirir, sözlerini unuturlar...
    Arayış 09-02-2009 23:35     #2/3    
ÜSTÜN İNSAN  (Nietzsche)

Niçe'ye göre "güçlü insan", güçlü iradesi olan insandır. Bu deyimi "iradenin gücü" deyimiyle karıştırmamalıdır. Nitekim, irade fiziksel güç gösterdiği andan itibaren, güç iradeyi yok eder. Yani irade gücü, "güçlü olmanın iradesi" demek değildir. Yalnız esir sürüler güçlü olma iradesi isterler. Sürüdeki öteki esirlerin arasında varlıklarını sürdürebilmek için. Tek başlarına kaldıkları zaman bunların bir iradeye sahip olması gerekmez. Niçe'ye göre, yalnız irade gücü, güçlü olmanın göstergesidir. Yalnız irade gücüne sahip olan insan yaratmak, vermek ister. İyi insan, politik anlamda güçlü olan insan değil, metafizik ve ahlak anlamında güçlü olan insandır. Böyle bir insan, hiç bir zaman kendini küçük ve zayıf hissetmez- Yani ahlakın işareti, iradenin gücüdür. Ahlaklı olmak, kendinin efendisi olmaktır. Bu görüş gerçek bir tanrı tanımazlıktır ve nihilist tanrı tanımazlığa (ölünce cezalandırılma) karşıt bir görüştür .Başkalarını kendinin esiri yapma ama kendinin efendisi olmaya çalış. Bu görüşünü "Zerdüşt Böyle Dedi" deki "3 değişim (metamorfoz)" adlı yazısında iyi açıklıyor.

İnsanın 3 basamağı aşması gerekir:

- Önce deve olacaktır. Deve hayvanların en hamalı, en fazla yük taşıyanıdır. "Sen müstahak olduğun için bu yükü taşımalısın". Başkalarının ortaya çıkarmış olduğu geleneksel değerleri yük gibi taşır. Bu devrede, gururunu kırabilmek için aşağılanmayı arzu eder. Deve de güdülmeye isteklidir. "Evet" der. Bu "Evet"in anlamı, düşünmeden yapılan göreve itaat etmedir. Bu esir görünümüdür. Yaşamak için başkasının yardımına gereksinimi olanların görünümüdür.

- İkinci basamakta deve, aslana dönüşür. Aslan; geleneksel değerlere karşı isyanın görünümüdür. Aslan "Hayır" der. Değerlerin değişmesini ister. Tanrıların düşmanı olur.

- Üçünü basamağa geçince aslan, çocuk olur. Çocuk ta "Evet" der. Fakat bu "Evet" itaat etme isteğinden gelmez. Kendinin efendisi (özgür) olma arzusunun "Evet" idir. Oyun oynayabilme iradesinin gücüyle ve çocuk saflığıyla evet der.

Üstün insan bu "Evet" den başka bir şey değildir. Fakat tüm negatif kötülerden, geleneksel değerlerden kurtulmuş bir biçimdedir. Onun çocuktan farkı, çocuğun açılması, gelişmesi biçimindedir. Saf yaratıcılığa ve yüksek derecede vericiliğe doğru açılması biçimindedir. İradenin gücü yaratıcıdır. İrade gücü olan gerçek kahraman ve sanatkardır. Bir sanatkar olarak ta efendidir. Hem kendi kendinin efendisidir, hem de toplum içinde efendidir. İrade gücü sürekli bir yaratıcılıktır. Deneyimlerle güçlenen ve zaman içinde yaratan bir güçtür.

Zerdüşt Böyle Dedi"de bir ip cambazı hikayesi vardır: Cambaz ip üzerinde yürürken, diğerleri yukarı ona bakar. İp cambazı kayar ve düşer. Ölmek üzere son nefesini verirken Zerdüşt yanına gelir ve ona doğru yolda olduğunu söyler. Çünkü ip, üstün insan olmaya doğru yürümeyi simgelemektedir. Özgürlüğe tam bir güvenlik içinde yürünemez. Güçlü insan riskleri seven, göze alan insandır. Zayıf insan ise güvenliği için sürekli dayanak noktaları arar. Güvenlik garantisi arar. İp cambazı simgesi aynı zamanda kendinin efendisi olma isteğidir. Bunun için de ip üzerinde yürüme gibi deneyler gereklidir. O yürürken zayıflar sadece onu seyredebilirler. Meleyen kuzular sürüsü gibi. Örnekte cambaz düşüyor. Sonuca ulaşamadı. Fakat önemi yok. O doğru yoldaydı. İlerlemek için ipte yürümesi gerekiyordu. Zaten "Her zaman ölünmez" ve "Ölmeyenler daha güçlü duruma gelirler".
    Arayış 09-02-2009 23:36     #3/3    
İNSANI KAMİL (İbni Arabi)


İnsan-ı Kâmil Allah'ın aynası, ilmidir

İbn Arabî'ye göre vahdet-i vücut tevhid'in, Allah'ı birleme­nin doğal bir sonucudur. Ancak tevhid'in bir tenzihî, bir de teşbihî yönü vardır. Aslolan bu iki yön arasındaki dengenin korunmasıdır. Tenzih, bizi mutlak olan zât'ın soyut birliğine gö­türür (vahdet); teşbih ise halka, yani yaratılışın çokluğuna (kes­ret). Birincide Allah bâtın, ikincide ise zâhirdir. Allah hem aş­kın, hem de içkindir, ve görüngüleri zıtlıkların birliğidir. Evvel ve âhirdir. Âlemin zuhurundan evvel Allah, El gayb-ül Mutlak halinde idi. Yani mutlak bir belirlenmemişlik halinde. Ancak âlemdeki nesneler O'nda potansiyel olarak mevcuttu (ayan-ı sa­biteler). Böylece Arabî, Platonik idealar ve arketipler anlayışını sürdürür. Ancak bunları levh-i mahfuz'la benzeştirerek İslamîleştirir. Mevcudat aşamalar halinde kuvveden fiile, bâtından zâhire dönüşür. Kainattaki her varlık bir yönüyle zât'ı temsil eder. Dolayısıyla her varlık İlahî zât'ın bir tecellisidir, kendinde hakikatleri yoktur. Bâtın ile zâhir, ya da gizli ile açık âlem arasındaki bağ (berzah) ise insan-ı kâmil'dir. İnsan-ı Kâmil Allah'ın aynası, ilmidir. Kalem, bu insanın ruhu, levh'ül mahfuz ise kalbidir.Zâhir ile bâtın, vücup ve imkân, hak ve halk'ın zıtları in­san-î kamîl tarafından birleştirilir. Zuhür ve vusûl aşk iledir. Ancak yetkinleşmek için mistik sufiler gibi salt aşk ilkesi yeterli değildir. Akıl, vicdan, sevinç, sezgi ve şuhûd gibi ilkelerde de yetkinleşmek gereklidir. Arabî, Kamîl insan anlayışını Hallac'tan almıştır. İnsan küçük âlem (mikrokozmos)dur ve âlemin hülasa­sıdır. Makrakozmos yanında ilahî isimler de insan'da tecelli et­mektedir ve insan bu nedenle Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Arabî de ruh'un bedenden soyut ve hattâ beden'e zıt ve emr âlemine ait bir cevher oluşu anlayışını benimser. Böylece Platonik ruh anlayışı yine İslamîleştirilerek sürdürülmüş olur. Yaşanılan bir tecrübe olarak tasavvuf bir dizi disiplin ve temrinle kişinin nefsini terbiye ederek kalbini arındırması sonucu AI­lah'ın mutlak zatı'nın dışında hiçbir varlığın kalmadığı bir fenâ makamına ulaşma yolculuğudur. Bu yolculuk belli bir disiplinle ve bir velî'nin gözetiminde sürdürülür. Ancak açıktır ki tasavvuf bir zevk işidir. Yani kişisel mizaca bağlıdır. Dolayısıyla kişinin Allah'a yönelik tutkulu ve kalbî yolculuğu, bir nefs terbiyesinin ötesinde bir muhabbet ve aşk temelini gerektirmektedir. Aşk ise bir öğretinin kazanımından ziyade kişinin kendi öznel varlığı, yeteneği ve tecrübesiyle ilgili bireysel bir estetik üsluptur. O ne­denle tasavvuf, son tahlilde bir zihinsel sistem; bir düşünce eko­lü olmaktan çok yaşamsal kazanımla ve pratikle ilgili bir eğilim­dir.

Arabî de tasavvufun bu güçlükleri nedeniyle kendi ekolü­nü daha çok örnekler ve anlatılarda dile getirmiş, disiplinli bir felsefe sistemi kurmamıştır.
     
Sayfalar: [1]
Benzer Konular:
1. Üstün Irk Var Mıdır?
2. Üstün İnsan&Kutlu İnsan&İnsanı Kamil


hasat.org SIFIR Forum * Felsefe * Siyaset * Kültür Forumları sitesidir