Rumuz:   Şifre:   

FELSEFE | SİYASET | SANAT | YAŞAM

HASAT.ORG > Düşünceler > bilgisiz inanç 332 kez görüntülendi. Paylaş
    Hades 22-02-2009 10:05     #1/9    
"..daha kendi kendinizi aramamışken beni buldunuz. böyledir tüm insanlar; inancın değeri azdır bu yüzden. şimdi size beni yitirmenizi buyuruyorum, hepiniz beni yadsıdığınız gün, ancak o gün geri döneceğim sizlere..."

F. Nietzsche



bilgisiz inanç, inanç mıdır? inanç için bilgi şart mıdır?

asıl soru: her bilgisiz inanç, bilgili inanca dönüşebilir mi?
    fikir 22-02-2009 10:17     #2/9    
Hades, hem Nietzsche'nin sözünü, hem de senin sorunu okuyunca, inanç bilgisizlikten kaynaklanıyor diye düşündüm.

Veya tersinden söyeleyecek olursak, bir şeyi bildikçe o şeye inanç azalıyor, daha az bildiklerimize inanç başlıyor...
    kitabın_ortayeri 22-02-2009 13:04     #3/9    
bilgisiz inanç olmaz.kumara benzer.
soru sorsan cevap bile veremez.
velhasıl bizim toplumun en büyük zaaaflarından!
    Hades 25-02-2009 18:47     #4/9    
tutunamayanlar - sayfa:75

..bir de vatan denen bir şey vardı ki, çok iyi korunması gerekiyordu. Bizler, her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyoduk. Bir de çatık kaşlı adam resimleri vardı ki, babam onlara gazatedeki amcalara yaptığım gibi, sakal bıyık takmamı şiddetle yasak etmişti. Kocaman bir dünyanın içinde - oysa sınıfta duran 'mücessem küre' çok küçük kalıyordu asıl dünyanın yanında- şaşkınlıkla ne düşüneceğinimi bilmiyordum ve öğretmen gelince arkadaşlarla birlikte ayağa fırlayıp kıvanç duyduğumuzu söylüyordum bağırarak. Bununla birlikte, birkaç gün içinde bu işlerin pek anlaşılamayacağını yalnız bir kısmının ezberlenip kara bir tahtanın yanında tekrar edileceğini, böylece, öğretmen denilen teyzevari yaratıkla başımın belaya girmekten kurtulacağını sezmiştim..

    Dr.Can Güngen 25-02-2009 19:30     #5/9    
author=fikir link=topic=57632.msg446743#msg446743 date=1235290664>
Hades, hem Nietzsche'nin sözünü, hem de senin sorunu okuyunca, inanç bilgisizlikten kaynaklanıyor diye düşündüm.

Veya tersinden söyeleyecek olursak, bir şeyi bildikçe o şeye inanç azalıyor, daha az bildiklerimize inanç başlıyor...


Sn fikir,çetrefil bir konu...İnancın bilgi ile ilgisi olmadığını düşündüm önce...Zira inanç  kanıt gerektirmez,özelliği gereği....Kanıt söz konusu olduğunda ise "bilgi" de söz konusudur...

Mesela,bir mahkeme de sunulan deliller ile bir olguyu açıkça ortaya koymak gerektiğinde inanç asla söz konusu olamaz,devre dışıdır diyebiliriz.Bir tanığın hakim karşısına çıktığında  benim inancım şu durum ile ilgili olarak şudur diyebileceğini düşünemiyorum.Hakim derhal müdahale ederek tanığın ifadesini kesecektir.

Öte yandan bilgi edinme yolları arasında- kimi zaman söz konusu edildiği gibi- "vahiy" ve "sezgi" de sayılır ise bilgi ve inancın yolları kesişebilir.Ancak bu durumda bilginin kaynağı metafizik kökenli olacak-olgular dünyasında ilgilendiğimiz türden beş duyu ile kavranabilecek türden olmayacaktır.

Seküler düzen bu karmaşa yüzünden -ve yaşanan somut dünyaya ait pratik nedenler ile- beş duyu ile elde edilebilecek veri ve bilgi ile "vahiy" ve "sezgi" bilgisini ayırmış görünüyor.

Bu durumda inanç ve bilgi arasındaki ilişkinin son hali ne olabilir dersiniz?

"Din alemi-tartışmaları" bir yana konursa olgular dünyasındqa inanç ve bilgi arasında hiç bir ilişki kalmıyor gibi geldi bana...Yani ister inanın ister inanmayın ,bilgi tayin edici oluyor....İnanç sizin öznel değerlendirmeniz ve kimseyi ilgilendirmek durumunda değil...

Düşüncenizi merak ederim.

Sevgiler-hürmetler...
    fikir 25-02-2009 22:10     #6/9    
@Dr.Can Güngen

İnanmak, dinsel de olsa, bilimsel de olsa mevcut bilginin kabulü ve ona bağlılığa zorluyor. Oysa, her şey sınırsız. Bu sınırsızlık içinde elimizdeki bilgi ne kadar verileri tamamlar nitelikte olsa bile, ortaya çıkacak yeni bir bilgi, bir önceki bilginin güvenirliliğini zedeleyecektir.

Bir bilgiye inanmak, aslında öğrenilmesi gereken daha çok bilgi olduğunun işaretidir. Bilgi birikimi arttıkça insanın inancı da ona parelel azalır. Çünkü, o insan her yeni bilgiyi öğrendiğinde eski bilgisine olan inancını yitirmiştir aslında. Bu nedenle yeniden inanmaya sıcak bakmaz. Bilir ki, sınırsız bilgi dünyasında bu bilgiye olan inancını da yitirecektir.

İnanç, bilgi birikiminin sonunda oluşan bir varsayımdır. Bilgi, sadece bilgi olarak kaldığı sürece, insan için düşünsel bir enerjidir. Ama o bilgiden yola çıkıp da, bir eylemi veya düşünceyi savunmak durumuna geldiysek, burada inanç devreye girer.

Hakimler kararlarını mevcut bilgileri dahilinde verirler. Davayla ilgili bilmedikleri bilgiler mutlaka vardır. Eğer o bilgilere ulaşacak olsalar, kararları değişebilir de, veya verdikleri kararı daha rahat vereceklerdir. Tüm bilgiye ulaştım, dediklerinde bile hala vardır ulaşamadıkları bir şeyler. Bu nedenle aslında tüm kararlarda şüphe vardır.

Lakin bu konular hakkında bile kesin şeyler söylemek, bir inancın göstergesi değil midir?
Bu özeleştiri bir nebze inancımı sarsar belki.

Misafirimizsiniz, hürmet bizden, Dr. Can Güngen... :)
    kuzeys 25-02-2009 23:05     #7/9    
aksine inanç kanıt gerektiren bir şeydir bilgi (daha doğrusu akılıcı düşünce) detenirmizme son derece açıktır. İnançlar için gereken fenomenleri bizler görmemiş olsakta o inancı tamamlayan fenomenleri yaşayan buna şahitlik eden en azından şehir efsanesi haline getiren kişioğullarının cedleri vardır.
    Samanyolu 26-02-2009 06:14     #8/9    
BİLİNMEYEN İLE BİLİNMEYENİN BULUNMASI
Cebirin asıl üçüncü kademesi daha zor olanıdır. İlm-i cebir denilen kademesi yalnız Hz. Ali Efendimiz'in tasarrufundadır. Bilinmeyenlerle, bilinmeyenleri bulmak. Evvelâ bilinenlerle bilinmeyenleri bulduk, sonra bilinmeyenlerle bilinenleri bulduk, üçüncü kademesi bilinmeyenlerle bilinmeyenleri bulmak.
Peki, nasıl olur? İnsan aklı almıyor, imkânsız gibi görünüyor. İşte o da Hz. Ali Efendimiz'in anahtarını yaptığı gönül dediğimiz o müthiş ülkede beyne ışınsal dürtüler yaparak mümkündür. Yani zihinsel faaliyette Cebir öğrenilmez de, cebir problemi çözülmez de. [color=red>Mutlaka gönülden alınan bir mesajı, yine zihinden geçirerek zihin içerinde bir ilim hâline çevirme sanatıdır[/color>. Bu mutlaka istisnalar içerisinde verilmiştir. Bu ilimin yaygınlaşması tecelli etmemiştir. Bizzat Hz. Ali Efendimiz:
— İlmî cebiri de verseydik insanlar tamamen dünyaya saracaklar, dünya problemlerini kolay çözmenin rahatlığı, altında olacaklar ve mânâyı unutacaklardı. Onun için ilmi cebiri vermedim diyor.
  Matematik olmadan ne fizik olur, ne kimya olur, ne biyoloji olur, ne teknoloji olur. Ne aya gidilir, ne uzayın sonsuzlukları bilinir. Mutlaka matematiğe muhtaçtır.
Matematik ilmini, ilmin kapısı olan Hz. Ali Efendimiz'e Cenab-ı Hakk toptan teslim etmiştir. Nasıl teslim etmiştir? Matematik üç kademedir. Birinci kademesi aritmetik dediğimiz bilinen sayıların yardımıyla bir sayı bulmaktır. ..Asr-ı Saadete kadar matematik adına bilinen bu aritmetik idi.
ONK. DR.HALUK NURBAKİ
    Dr.Can Güngen 26-02-2009 13:31     #9/9    

Gön: Dr.Can Güngen    Tarih: 26-02-2009 13:31

Sn Fikir,mesajlarınızı okuyunca “inancın doğası ve bilgi ile ilişkisi” ve “inancın insan psikolojisinde işgal ettiği yer ve değer” (inancın bir erdem veya bilişsel bir fonksiyon olarak  öne çıktığı  yer ve durumlar) sorularına daha yeterli bir cevap arama gereği hissettim.

Önce TDK sözlüğünde düşünce-inanç ve bilgi sözcüklerinin karşılıklarına baktım.

Bilgi hakkında tdk sözlüğündeki bazı karşılıklar:

1.İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.
2. Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf:
3. felsefe  Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler.
4. doğa bilgisi

İnanç hakkındaki karşılıklar

1. Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma:
      "Bilhassa kadınlar arasında hurafeye inanç fazla buralarda F.Otyam
2. Birine duyulan güven, inanma duygusu
3. İnanılan şey, görüş, öğreti:
      "Kendi getirdikleri inançtan başka her şeye kapalıdır zevkleri."- N. Ataç.
İman için ise mecazi olarak güçlü inanç açıklaması getirilmiş.



Gön: Dr.Can Güngen    Tarih: 26-02-2009 13:32

Düşünce hakkında sözlükteki karşılıklar:
1. Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea:
2. Dış dünyanın insan zihnine yansıması
3. Felsefe: ilke- yönetici sav

Düşünce-bilgi ve inanç ayrı karşılıklara sahip olan ancak insan zihnine dair olması nedeniyle “öznel” - iç içe geçebilen muğlak kavramlar gibi görünüyor.


Düşünce adını verdiğimiz  öznel deneyimi kafi gelmese de ancak bu sözcükler ile simgeselleştirebilmişiz:Ruhi bir gerçeklik olarak fikir,idea…Düşünce deyince akla ilk gelen lisanın sayesinde gramatik bir yapıya sahip anlamlı-bütünlüklü fikir dizisi akla geliyor.Ancak bölük pörçük hayaller-imgeler ve rüya esnasında canlanan anlamsız-tutarsız düşüncelerde bu kapsamda yer alır.

Bilginin düşüncedeki yeri nedir?
Bilgi olgular dünyasına ait olan duyumların simgeselleştirilmesi-dil (lisan) içinde kaydedilmesidir.Düşüncenin bir nesnesi yada unsurudur.Ancak düşünce sadece bilgi değildir.


Gön: Dr.Can Güngen    Tarih: 26-02-2009 13:35

Şimdi inancın ruhsal dünyadaki yerine gelelim.İnanç bir düşünce midir?Evet,zira düşünce kapsayıcı –genel bir akli meleke.

Peki inanç bilgi midir?Tanımsal olarak bunu söyleyemeyiz.İnanç “bağlılık” anlamına geliyor ve ruhsal bir erdem olarak değerlendirilegelmiş..Bilgi ise düşüncenin nesnesi idi.O halde inanç düşünce yahut bilgiye (ikisi aynı şey değildi) duyulan düşkünlük-tekrarlama arzusu ve hayat deneyimlerini bu düşünce ve bilgi ekseninde şekillendirme-gerçekleştirme arzusu olduğunu söyleyebiliriz

O halde inanç “bağlılık arzusu” niteliğindedir.İnanç kopmak istemez,ilişkiyi sürdürmek ister.Peki bu anlamda kişiyi önyargısal olarak yönlendiren bir “duygu” sayıla bilir mi?

Basit bir duygu sayılmaz.Ancak içinde “sevgi” “ilgi” “neşe” “beklenti” “kabul etme” “teslim olma” gibi duygusal komponentleri barındıran (muhtemelen senkronize ateşlenen bir nöron kümesi grubu sayesinde deneyimlenen ) kompleks bir duygu sayılabilir. İnancın sarsıldığı durumlarda olumsuz kuvvetli duygusal tepkilerin ortaya çıkışı da(üzüntü-öfke-inkar) inancın doğasındaki duygusal bağlantılara işaret ediyor..


İnancın bir kişiye,olguya,bilgiye,az çok organize olmuş bir düşünceye ve ya düşünce sistemine “gönülden bağlılık” anlamına geldiğini çıkarmış olduk.


Gön: Dr.Can Güngen    Tarih: 26-02-2009 13:36

Kültürel anlamı ile inanç bir erdem olarak sunulmuş uzun yıllar boyunca.Aydınlanma çağı ile birlikte ise “aklın melekelerini yerli yerince kullanmaya engel olabilmesi hasebi ile” sorgulanması gereken bir değer olarak görülmeye başlanmış.

İnancın değeri konjonktürel bir özellik arz etmekte.Bu gün bu memleket  için konuşursak dostluğa inanç (dostluk adına özveride bulunma arzusu) kültürel olarak korunuyor.Ulusal ve dinsel inançlarda zayıflama görülüyor.Aydınlanmacı-modernist bakış açısına inanç geçen yüzyılın son çeyreğinden itibaren irtifa kaybetmeye başladı.Postmodernist düşünceye kulak verildiğinde“nesnel bilginin elde edilebilirliği-geçerliliği ve bilime olan inançta” da zayıflama görülüyor.



Gön: Dr.Can Güngen    Tarih: 26-02-2009 13:36

Son olarak inanç ile bilgi arasındaki topik sorusu olan konuya değinelim.”Bilgisiz inanç, inanç mıdır” ve ”inanç için bilgi şart mıdır”

Tüm bu akıl yürütmelerin eşliğinde inancın “ilkel yahut yüksek bir düşünce biçimine”  yüklem görevi gördüğünü yani düşünceye sadakatla bağlılığa-düşüncenin gereğini yerine getirmeye  teşvik ettiğini düşünebiliyoruz.

O halde:
1.Bir fikir-düşünce ve bu düşünce ile ilişkili bir miktar bilgi olmaz ise inanç varlık nedeni bulamaz.

2.İnancın ileri derecede  organize düşünce sistemi-bilgi birikimi ile paralel biçimde arttığı ya da azaldığı söylenebilir mi?

İnancın temelindeki bilgiye bağı kuvvetli ise bilginin hacmi önem taşımayabilir.Hatta seçici bir bilgilenme-öğrenme şekli ile inancın yoluna kırmızı halı döşenir.Yani aslen inanç-önyargı bilgi birikimini seçici bir şekilde yönlendirebilir.

Ruhbiliminden bir örnek verirsek Freud’un hastalarının analizinde sürekli cinsel kökenli problemlere odaklandığı için (olduğuna baştan ikna olduğu-inandığı için) tüm ruhsal hastalıkların kökeninde cinselliğin yattığını iddia ettiği libido teorisini geliştirmiş diyenler bulunmaktadır.Burada olgu ve bilginin artışı inancı destekler mahiyettedir.

İnanç düşünceyi şekillendirdiği için bilimsel tıbbi deneylerde çift kör denilen çalışma yöntemi uygulanır. Hem deney birimi hem de uygulamacı hangi gruptaki birime hangi tür uygulama yapıldığını bilmeden deneme yürütülür.


Gön: Dr.Can Güngen    Tarih: 26-02-2009 13:38

3.İnanç faydalı mıdır?

Evrimsel süreçte faydalı olduğu kanaatindeyim.Önyargılara benzer bir mekanizma ile yararlı olduğu intibaı uyandıran deneyimlere bağlılık geliştirilir.Bu gereksiz enerji harcamayı  ve değişik deneyimler esnasında zarar görme riskini göreli azaltan bir eğilimdir.Öte yandan kültürel önyargılar pekiştiğinde yıllar içerisinde toplumun yeniliklere açık olma eğilimini sekteye uğratır.

3.İnanç denetlenebilir mi?Tamamen kurtulmak mümkün müdür?

İnancın kompleks bir bilişsel-duygusal işlev olduğunu düşünürsek bu türden her işlev gibi denetlenebileceğini ama organik alt yapısını ortadan kaldırmadan (ki bu şu an için mümkün değil) tümüyle yok edilemeyeceğini söyleyebiliriz.

İnancın kontrolünün diğer tüm duygusal eğilimlerin kontrolünün gerçekleştiği gibi frontal korteksin (alın lobu) ön kısmının işlevine bağlı olma olasılığı yüksektir.Yapılan eylemlerin sonuçlarının kestirilmesi,uzun vadeli projeksiyon ve kısa süreli duygulanım tetiklenmelerinin inhibisyonu inancın önünün belirli ölçülerde  kesilerek “eleştirel düşüncenin” öne çıkmasına imkan verir.

     
Sayfalar: [1]
Benzer Konular:
1. bilgisiz inanç


hasat.org SIFIR Forum * Felsefe * Siyaset * Kültür Forumları sitesidir