author=fikir link=topic=57632.msg446743#msg446743 date=1235290664>Hades, hem Nietzsche'nin sözünü, hem de senin sorunu okuyunca, inanç bilgisizlikten kaynaklanıyor diye düşündüm.Veya tersinden söyeleyecek olursak, bir şeyi bildikçe o şeye inanç azalıyor, daha az bildiklerimize inanç başlıyor...
Tarih: 26-02-2009 13:31
Sn Fikir,mesajlarınızı okuyunca “inancın doğası ve bilgi ile ilişkisi” ve “inancın insan psikolojisinde işgal ettiği yer ve değer” (inancın bir erdem veya bilişsel bir fonksiyon olarak öne çıktığı yer ve durumlar) sorularına daha yeterli bir cevap arama gereği hissettim.Önce TDK sözlüğünde düşünce-inanç ve bilgi sözcüklerinin karşılıklarına baktım.Bilgi hakkında tdk sözlüğündeki bazı karşılıklar:1.İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.2. Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf:3. felsefe Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler.4. doğa bilgisiİnanç hakkındaki karşılıklar1. Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma: "Bilhassa kadınlar arasında hurafeye inanç fazla buralarda F.Otyam2. Birine duyulan güven, inanma duygusu3. İnanılan şey, görüş, öğreti: "Kendi getirdikleri inançtan başka her şeye kapalıdır zevkleri."- N. Ataç.İman için ise mecazi olarak güçlü inanç açıklaması getirilmiş.
Tarih: 26-02-2009 13:32
Düşünce hakkında sözlükteki karşılıklar:1. Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea:2. Dış dünyanın insan zihnine yansıması3. Felsefe: ilke- yönetici sav Düşünce-bilgi ve inanç ayrı karşılıklara sahip olan ancak insan zihnine dair olması nedeniyle “öznel” - iç içe geçebilen muğlak kavramlar gibi görünüyor.Düşünce adını verdiğimiz öznel deneyimi kafi gelmese de ancak bu sözcükler ile simgeselleştirebilmişiz:Ruhi bir gerçeklik olarak fikir,idea…Düşünce deyince akla ilk gelen lisanın sayesinde gramatik bir yapıya sahip anlamlı-bütünlüklü fikir dizisi akla geliyor.Ancak bölük pörçük hayaller-imgeler ve rüya esnasında canlanan anlamsız-tutarsız düşüncelerde bu kapsamda yer alır.Bilginin düşüncedeki yeri nedir?Bilgi olgular dünyasına ait olan duyumların simgeselleştirilmesi-dil (lisan) içinde kaydedilmesidir.Düşüncenin bir nesnesi yada unsurudur.Ancak düşünce sadece bilgi değildir.
Tarih: 26-02-2009 13:35
Şimdi inancın ruhsal dünyadaki yerine gelelim.İnanç bir düşünce midir?Evet,zira düşünce kapsayıcı –genel bir akli meleke.Peki inanç bilgi midir?Tanımsal olarak bunu söyleyemeyiz.İnanç “bağlılık” anlamına geliyor ve ruhsal bir erdem olarak değerlendirilegelmiş..Bilgi ise düşüncenin nesnesi idi.O halde inanç düşünce yahut bilgiye (ikisi aynı şey değildi) duyulan düşkünlük-tekrarlama arzusu ve hayat deneyimlerini bu düşünce ve bilgi ekseninde şekillendirme-gerçekleştirme arzusu olduğunu söyleyebilirizO halde inanç “bağlılık arzusu” niteliğindedir.İnanç kopmak istemez,ilişkiyi sürdürmek ister.Peki bu anlamda kişiyi önyargısal olarak yönlendiren bir “duygu” sayıla bilir mi?Basit bir duygu sayılmaz.Ancak içinde “sevgi” “ilgi” “neşe” “beklenti” “kabul etme” “teslim olma” gibi duygusal komponentleri barındıran (muhtemelen senkronize ateşlenen bir nöron kümesi grubu sayesinde deneyimlenen ) kompleks bir duygu sayılabilir. İnancın sarsıldığı durumlarda olumsuz kuvvetli duygusal tepkilerin ortaya çıkışı da(üzüntü-öfke-inkar) inancın doğasındaki duygusal bağlantılara işaret ediyor..İnancın bir kişiye,olguya,bilgiye,az çok organize olmuş bir düşünceye ve ya düşünce sistemine “gönülden bağlılık” anlamına geldiğini çıkarmış olduk.
Tarih: 26-02-2009 13:36
Kültürel anlamı ile inanç bir erdem olarak sunulmuş uzun yıllar boyunca.Aydınlanma çağı ile birlikte ise “aklın melekelerini yerli yerince kullanmaya engel olabilmesi hasebi ile” sorgulanması gereken bir değer olarak görülmeye başlanmış.İnancın değeri konjonktürel bir özellik arz etmekte.Bu gün bu memleket için konuşursak dostluğa inanç (dostluk adına özveride bulunma arzusu) kültürel olarak korunuyor.Ulusal ve dinsel inançlarda zayıflama görülüyor.Aydınlanmacı-modernist bakış açısına inanç geçen yüzyılın son çeyreğinden itibaren irtifa kaybetmeye başladı.Postmodernist düşünceye kulak verildiğinde“nesnel bilginin elde edilebilirliği-geçerliliği ve bilime olan inançta” da zayıflama görülüyor.
Son olarak inanç ile bilgi arasındaki topik sorusu olan konuya değinelim.”Bilgisiz inanç, inanç mıdır” ve ”inanç için bilgi şart mıdır” Tüm bu akıl yürütmelerin eşliğinde inancın “ilkel yahut yüksek bir düşünce biçimine” yüklem görevi gördüğünü yani düşünceye sadakatla bağlılığa-düşüncenin gereğini yerine getirmeye teşvik ettiğini düşünebiliyoruz. O halde:1.Bir fikir-düşünce ve bu düşünce ile ilişkili bir miktar bilgi olmaz ise inanç varlık nedeni bulamaz.2.İnancın ileri derecede organize düşünce sistemi-bilgi birikimi ile paralel biçimde arttığı ya da azaldığı söylenebilir mi?İnancın temelindeki bilgiye bağı kuvvetli ise bilginin hacmi önem taşımayabilir.Hatta seçici bir bilgilenme-öğrenme şekli ile inancın yoluna kırmızı halı döşenir.Yani aslen inanç-önyargı bilgi birikimini seçici bir şekilde yönlendirebilir.Ruhbiliminden bir örnek verirsek Freud’un hastalarının analizinde sürekli cinsel kökenli problemlere odaklandığı için (olduğuna baştan ikna olduğu-inandığı için) tüm ruhsal hastalıkların kökeninde cinselliğin yattığını iddia ettiği libido teorisini geliştirmiş diyenler bulunmaktadır.Burada olgu ve bilginin artışı inancı destekler mahiyettedir.İnanç düşünceyi şekillendirdiği için bilimsel tıbbi deneylerde çift kör denilen çalışma yöntemi uygulanır. Hem deney birimi hem de uygulamacı hangi gruptaki birime hangi tür uygulama yapıldığını bilmeden deneme yürütülür.
Tarih: 26-02-2009 13:38
3.İnanç faydalı mıdır?Evrimsel süreçte faydalı olduğu kanaatindeyim.Önyargılara benzer bir mekanizma ile yararlı olduğu intibaı uyandıran deneyimlere bağlılık geliştirilir.Bu gereksiz enerji harcamayı ve değişik deneyimler esnasında zarar görme riskini göreli azaltan bir eğilimdir.Öte yandan kültürel önyargılar pekiştiğinde yıllar içerisinde toplumun yeniliklere açık olma eğilimini sekteye uğratır.3.İnanç denetlenebilir mi?Tamamen kurtulmak mümkün müdür?İnancın kompleks bir bilişsel-duygusal işlev olduğunu düşünürsek bu türden her işlev gibi denetlenebileceğini ama organik alt yapısını ortadan kaldırmadan (ki bu şu an için mümkün değil) tümüyle yok edilemeyeceğini söyleyebiliriz.İnancın kontrolünün diğer tüm duygusal eğilimlerin kontrolünün gerçekleştiği gibi frontal korteksin (alın lobu) ön kısmının işlevine bağlı olma olasılığı yüksektir.Yapılan eylemlerin sonuçlarının kestirilmesi,uzun vadeli projeksiyon ve kısa süreli duygulanım tetiklenmelerinin inhibisyonu inancın önünün belirli ölçülerde kesilerek “eleştirel düşüncenin” öne çıkmasına imkan verir.